BAĞLANTILARIM
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|

PARA KAZANMA İMKANI İSTERSENİZ BİR İNCELEYİN
DAVET LİNKİ
http://www.search-earn.com/cent
24/2/2008
TABLOYA BAKIN VE RENKLERİ SÖYLEYİN KELİMELERİ DEĞİL
SARI MAVİ
TURUNCU
SİYAH
YEŞİL KIRMIZI
MOR YEŞİL MAVİ
YEŞİL MAVİ SİYAH
YEŞİL SARI MOR
NEDEN
ZORLANIYORSUNUZ?
SAĞ-SOL BEYİN
ÇAKIŞMASI
SAĞ BEYNİNİZ RENGİ SÖYLEMEYE ÇALIŞIRKEN
SOL BEYNİNİZ
OTOMATİK OLARAK OKUMAYA ÇALIŞIYOR
* * * * * * * * * * * * * *
Beynin İki Yarısı
Bir bütün olan beynin yansını yoğun olarak kullanıp diğer yarısını ihmal eden
insanların performanslarında yetersizlikler, kusurlar görülür. Fakat, diğer
yarının da geliştirilmesi, son derece ilginç, harika sonuçları beraberinde
getirir. İki lobun birlikte çalışmasıyla 1+1=2 şeklinde aritmetik bir artış
olmaz; verim kat be kat artar.
Bir örnek verecek olursak; futbol dünyasında sağ ayağını ya da sol ayağını
çok iyi kullanan futbolcular var. Örneğin, her iki ayağını da son derece iyi
kullanan Hagi´nin futbol dünyasındaki yeri çok farklı, değil mi?
Çocuklar, beynin iki yansını beraber kullandıkları halde, onlara hayâl gücü
ve hafıza gibi sağ beyin fonksiyonlarıyla ilgili eğitimden çok, mantık ve ezbere
dayanan eğitim verilmesi sonucunda bu yetenekleri büyük ölçüde yok
olmaktadır.
SAĞ BEYNİN ÖNEMİ
Klâsik eğitim sisteminde daha çok sol lob ağırlıklı akademik bilgilere prim
verilmekte, sağ lobun faaliyetleri ise maalesef ihmal edilmektedir.
Beynin, farklı fonksiyonlara sahip iki lobu olduğu keşfedilen günümüzde,
eğitim sistemi hâlâ sadece beynin mantık, matematik, analiz, konuşma, yazma,
listeleme gibi fonksiyonları olan sol lobunu kullanmaya devam etmektedir.
Oysa, gelişen bilimin ışığında, mantık ağırlıklı sol lobla beraber, hayâl
gücü, renk, şekil, ritim, bütünü görme gibi fonksiyonları olan sezgisel, üretken
sağ lob da kullanılsa, insanların üretkenlik potansiyellerinin kat kat artacağı
aşikârdır.
Zaten, tarihte büyük sıçramalar yapan insanlar da, bilerek ya da bilmeyerek,
beynin her iki lobunu da birlikte kullanan insanlardır.
Mantığın âdeta tek başına gittiği yerle, sezgi, hayâl ve renklerle el ele
gittiği yer bir olur mu?
Sağ lobun da devreye sokulması, insana aynı zamanda duyusal keskinlik
kazandırmakta, hedefini sürekli ve herşeyiyle canlı tutan o insana müthiş bir
motivasyon kazandırmaktadır.
Bilgisayarların bile matematik ve mantık işlemlerini yapabildiği günümüzde,
bunlardan daha önemli bir özellik çıkıyor karşımıza: Üretken düşünce, üretken
zekâ.
Hayâl gücü, yeni fikirler oluşturma, orijinalite gibi değerler, insan
zihninin üretkenliğini ortaya koyar. Bilgi dünyasına uçtuğumuz günümüzde asıl
fark, işte bu noktadadır. Yâni, geleceğin başarılı insanları, üretken zekâya,
hayâl gücüne, esnekliğe ve güçlü vizyona sahip insanlar olacaktır.
Eğitim sistemi ise, bu hedefe ulaştırmak bir yana, insanları yalnızca sol
lobun fonksiyonları içine âdeta hapsetmektedir.
İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin resimleri incelendiğinde, her birinde
orijinalite ve üretkenliğin izleri açıkça görülmektedir. Aynı öğrenciler
dördüncü sınıfa geldiklerinde ise, tek düzeliğin ve kendini birilerine
beğendirme arzularının yoğunlaştığı, elma şekerine benzer, tek tip ağaçlar, tek
tip evler, aynı tür insan resimlerinin ortaya çıktığı görülmektedir.
Okul öncesi çocuklar daha çok renkler ve görüntülerle düşünmek gibi, dış
etkilere daha açık ve çok farklı fantezilere sahiptir. Fakat, okulda bu
özellikler bastırılınca, sol beyin, sağ beynin de bazı fonksiyonlarını yüklenmek
zorunda kalıyor ve aşırı derecede zorlanıyor. Bu arada, zayıf kalan sağ beyin
hırçınlaşınca, çocuklarda birtakım ruhsal dengesizlikler de görülebiliyor.
Aynı zamanda, bu tek yönlü, yâni yanlış ve aşırı bilgi yüklenmesi sonucunda
beyinler köreliyor, çocuklarda üretkenlik, merak ve öğrenme istekleri yok
oluyor.
Bu çocuklar büyüdüklerinde, özellikle sağ beynin gerekli olduğu durumlarda
dâima başarısız oluyorlar.
DENGELİ KULLANIMININ SONUÇLARI
Prof. Orstein, iki beyin işbirliği içinde çalıştığı zaman, genel yetenek ve
etkide çok büyük artış olduğunu ortaya koydu. Çünkü, beynimiz, standard
matematikten farklı bir şekilde çalışıyor; sağ ve sol beyin birlikte çalıştığı
zaman, iki kat değil, beş-on kat daha etkili sonuçlar ortaya çıkıyordu.
Buraya kadar söylediklerimizin ışığında, artık şunları rahatlıkla
söyleyebiliriz: Belirli konularda gerçek anlamda uzmanlaşmak, ancak bu iki
beynin işbirliği ile mümkün olabilir.
Tarihteki bütün dehâlar, büyük buluş yapanlar, üstün kişiler, hep beyninin
iki yarısını da mükemmel bir işbirliği içinde kullanan kimselerdir.
Örneğin Fatih Sultan Mehmet, İstanbul´u almak için gerekli bütün planları,
hazırlıkları yaptı, uygulamaya geçti. Bunlar için daha çok, beyninin mantık
ağırlıklı sol lobunu kullandı. Fakat, Bizanslılar´ın Halic´e zincir gerip
Osmanlı gemilerinin önünü kesmeleri üzerine hemen sezgi ağırlıklı sağ lob evreye
girdi ve tarihte ilk defa, gemiler karada yürütülerek, bir gecede Kasımpaşa´dan
Halic´e indirildi. Sonuç malum.
Evet, dünyamızdaki karmaşa ve problemleri çözmek için, beynimizin iki
yarısını birlikte kullanmamız gerekiyor.
Özellikle karmaşık sorunların çözümünde, geniş ve uzun vadeli olabilecek
kararlarda sağlıklı sonuçlara ulaşabilmek için, beynin her iki yanının işbirliği
içinde çalışması şarttır.
Öğrenilen bilgilerin, geçici bir ezber olarak kalmayıp kalıcı hafızada
dosyalanması ve ömür boyu kullanılabilmesi, her iki beynin de öğrenme işine
aktif olarak katılmasıyla mümkündür.
Beynimizdeki zincirleri kırıp, beynimizi tutsaklıktan kurtarıp, orada uyuyan
dâhiyi uyandırmak için yapmamız gereken en önemli şeylerden biri, ciddi bir
hafıza eğitimiyle fotoğrafik bir belleğe sahip olmaktır.
Temel hafıza tekniklerini öğrenip kullandığınızda,
* Sadece hafızanız güçlenmekle kalmayacak, üretkenliğiniz de müthiş bir
şekilde artacaktır.
* Bilgiyi öğrenme hızınız artacak, zihinsel fonksiyonlarınız
güçlenecektir.
* Sağ ve sol beyinleriniz arasından müthiş ve dinamik bir potansiyel ortaya
çıkacaktır.
* Elbette ki, bütün bunlar, iş ve sosyal yaşantınızdaki problemlerin çözümüne
büyük katkılar sağlayacaktır.
Beynin etkin kullanımında, aşağıda Abdullah´ın anlatacağı anekdot, sanırım
ilginç bir örnek oluşturacaktır.
17/10/2007
Yıllarca insanların doğuştan geldiğine inanılan belli bir zekâya sahip olduğu, yaşamını onunla sürdürdüğü görüşü hâkimken artık günümüzde insan zekâsının sınırları, araştırmalarla birlikte yeniden çizilmeye başlandı. Bir öğrenme psikoloğu olan Howard Gardner zekâ kavramına farklı bir boyut getirdi. GARDNER, 1983’te yazdığı “Aklın Çerçeveleri” adlı kitabında kültürlerin ve bilim adamlarının zekâyı çok kısıtlı olarak tanımlayarak ele aldıklarını, zekânın bir ya da bir kaç faktörden çok daha fazlasını içerdiğini ve her insanda yedi farklı zekânın bulunduğu tezini ortaya attı. Prof. GARDNER, çalışmaları sonucu zekâyı yeniden tanımladı. Zekâ, değişen dünyada yaşamak ve değişimlere uyum sağlamak amacıyla her insanda kendine özgü bulunan yetenekler ve beceriler bütünüdür. İnsan zekâsı yaşamın her anında, bir makineyi icat ederken, bir hedefi gerçekleştirirken, insanları ikna ederken, bir söküğü dikerken veya bir resim çizerken, bir rolü canlandırırken çok farklı zaman ve durumlarda harekete geçer ve kullanılır. Her insan sahip olduğu zekâlarla birlikte farklı bir öğrenme, problem çözme ve iletişim kurma yöntemine sahiptir. Dünya tarihine şöyle bir bakıldığında, GARDNER’ın teorisini destekleyen pek çok önemli ayrıntıya, olaya rastlanabilir. Dünyanın en ünlü atletleri, en büyük müzisyenleri girdikleri IQ sınavlarından çok düşük puanlar almışlardır. Böylesine düşük IQ puanlarına göre bu insanlara zeki diyemiyorsak, onları kendi alanlarında bu denli başarılı kılan ne olabilir? Bu başarılı insanların zihinsel yeterliliği farklı ilgi ve beceri alanları ile yeniden tanımlanabilir. Çünkü her insanın kendini ifade ederken kullandığı dil farklıdır. Bir müzisyen kendini yaptığı bestelerle, bir tiyatrocu kendini canlandırdığı rollerle ya da bir ressam çizgileri ile kendini ifade eder. Her insan farklıdır, tektir ve özeldir. Her insanın da insanlık kültürüne katkısı farklı yönlerdedir. Prof. GARDNER yıllar boyu hâkimiyetini sürdüren insanların tek bir zekâya sahip oldukları IQ denen zekâ anlayışını kırdı. GARDNER’a göre insanların sahip oldukları çoklu zekâların her biri yaşamak, öğrenmek, problem çözmek ve insan olmak için kullanılan etkili birer araçtırlar. 1995 yılında Doğa Zekâsı 8. zekâ olarak kabul edildi. Sözel-Dilsel Zekâ Nedir? Sözel-Dilsel Zekâ, dili etkili bir biçimde kullanma, kelimelerle ve seslerle düşünme, dildeki kompleks anlamları kavrayabilme, insanları ikna edebilme, dildeki farklı yapıları fark edebilme, yeni yapılar oluşturabilme, farklı dilsel kalıplarla ilgilenme becerisidir. Sözel-Dilsel Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri: • Farklı kelimeleri, sesleri, ritmleri, renkleri dinler ve tepkide bulunur. • Dinleyerek, okuyarak, yazarak ve konuşarak öğrenir. • Cümleleri dinler, yorumlar, farklı bir tarzda ifade eder ve söylediklerini hatırlar. • Okuduklarını anlar, özetler ve kolaylıkla hatırlar. • Farklı zamanlarda, farklı amaçlar için, farklı gruplara etkili bir biçimde hitap edebilir. • Dinleyicileri, konuşmaları ile etkiler. Okuma, yazma, dinleme ve konuşma gibi dil sanatlarında farklı yapılar oluşturabilir. • Dilbilgisi kurallarını etkili bir şekilde kullanarak yazar. Kelime dağarcığı zengindir. • Farklı dilleri öğrenme becerisine sahiptir. • Hikâye, şiir yazma gibi etkinliklerden zevk alır. • Yeni dil formları oluşturur. • Etkili dinleme becerilerine sahiptir.
Matematiksel-Mantıksal Zekâ Nedir? Matematiksel-Mantıksal Zekâ, sayılarla çalışma, muhakeme etme, tümevarım ve tümdengelim teknikleri ile düşünebilme, soyut ve sembolik problemleri çözebilme, kavramlar, düşünceler ve fikirler arası kompleks ilişkileri algılayabilme becerisidir. Matematiksel-Mantıksal Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri: • Neden-sonuç ilişkilerini çok iyi kurar. • Somut cisimleri soyut sembolik ifadelere dönüştürebilir. • Mantıksal problem çözümlerinde başarılıdır. • Hipotezler kurar ve sınar. • Bulmaca ve zekâ oyunlarını sever. • Miktar tahminlerinde bulunur. • Grafikler ya da şekiller halinde verilen(görsel) bilgileri yorumlar. • Bilgisayar programları hazırlar. • Grafik, şema, şekillerle çalışmaktan hoşlanır.
Görsel-Mekânsal Zekâ Nedir? Görsel-Mekânsal Zekâ, resimlerle, şekillerle düşünebilme, görsel dünyayı algılayabilme, şekil, renk ve dokuları zihnin gözleriyle görebilme ve bunları sanatsal formlara dönüştürebilme yeteneğidir. Görsel-Mekânsal Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri: • Görerek ve gözleyerek öğrenir. • Kolaylıkla yön bulma becerisine sahiptir. • Grafik, diyagram, harita, şekil ve modelleri yorumlayabilir. • Dinlediklerinden zihinsel objeler, hayaller, resimler üretir. Öğrendiği bilgileri hatırlamada bu zihinsel resimleri kullanır. • Çizmek, resim yapmak, boyamak ve modeller oluşturmaktan zevk alır. • Üç boyutlu ürünler hazırlamaktan hoşlanır. • Origami ve maketler hazırlar. Bir objenin farklı açılardan perspektifini anlayabilir, onu zihninde canlandırabilir. • Öğrendiği bilgileri somut ve görsel sunuşlara dönüştürür. Kinestetik-Bedensel Zekâ Nedir? Kinestetik-Bedensel Zekâ, aklın ve vücudun mükemmel bir fiziksel performansla birleştirilerek belli bir amaca yönelik faaliyetlerin sergilenebilmesi yeteneğidir. Kinestetik-Bedensel Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri: • Zihin ve vücut koordinasyonlarını etkili bir biçimde kullanır. • Sağlıklı yaşam konusunda vücuduna özen gösterir. • Fiziksel işlerde, görevlerde denge, zerafet, maharet ve dakiklik gösterir. • Çevresini, nesneleri, eşyaları dokunarak ve hareket ederek inceler. Öğrendiklerine dokunmayı ya da onları kullanmayı tercih eder. • Fiziksel maharet isteyen alanlarda (dans, spor ...) yenilikler keşfeder ve farklılıklar ortaya çıkarır. • Rol yapma, atletizm, dans, dikiş nakış gibi alanlarda yeteneği vardır. • Aktif katılımla daha iyi öğrenir. Söylenenden daha çok yapılanı hatırlar. • Gezi-inceleme, model/maket yapma gibi fiziksel aktivitelere katılımdan zevk alır. • Organizasyon yapma özelliği gelişmiştir. • Bulundukları çevreye ve onu kapsayan sistemlere karşı duyarlıdır ve sorumlu davranır.
Kişilerarası-Sosyal Zekâ Nedir? Kişilerarası-Sosyal Zekâ, insanlarla birlikte çalışabilme, sözel-bedensel zekâ dilini etkili bir biçimde kullanarak çok farklı karakterlere sahip insanlarla kolaylıkla iletişim kurabilme, insanları yönetebilme, onlarla uyumlu çalışabilme ve insanları ikna edebilme becerisidir. Kişilerarası-Sosyal Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri: • Yaşıtları ile ya da farklı yaş grupları ile birlikte olmaktan zevk alır. • Diğer insanların duygularına karşı duyarlıdır. • Diğer insanları konuşmaları ile etkiler. • Grup ve takım çalışmalarından, çok özel ve mükemmel ürünler ortaya çıkararak, gruplar halinde çalışmaktan zevk alır. • Farklı kültürler, farklı yaşam tarzları konusunda çok meraklıdır. • Çok küçük yaşlarda bile toplumsal ve politik sorunlarla ilgilenebilir. • Güçlü bir espri yeteneğine sahiptir. • Davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilir. • İnsanların her türlü davranışına karşı kabul edicidir. • Sözel ve bedensel dili etkili bir biçimde kullanır. • Farklı ortamlara, farklı insan topluluklarına girdiklerinde kolaylıkla uyum sağlayabilir. • İnsanları organize etme yetenekleri vardır. Liderlik vasıflarını taşır.
Kişisel-İçsel Zekâ Nedir? Kişisel-İçsel Zekâ, kendimiz hakkındaki duygu ve düşünceleri şekillendirebilme, yaşamı sürdürebilme ve yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizle, hayat felsefemizi oluşturabilme, yaşamımızı bu doğrultuda planlama, kişisel istek ve hayaller oluşturabilme becerisidir. Kişisel-İçsel Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri: • Yalnız kalmaktan hoşlanırlar. • Yaşadığı her olay ve deneyim üzerinde çok fazla düşünür. • Kendi içinde bir değer ve anlayış sistemi oluşturur. Her şeyde kendinden bir şey arar. • Kendi duygu ve düşüncelerinin farkındadır. • Kendisini farklı tarzlarda ifade edebilir; yazar, ressam, heykeltraş... vb. • Yaşam felsefesini oluşturmaya yönelik bir anlayış içindedir. • Bireysel çalışmalardan zevk alır. • Yaşamında motivasyon kaynağı hedefleridir. • Kendisi üzerinde düşünmek için çok zaman harcar ve sürekli bir kişisel değerlendirme süreci yaşar. Müziksel-Ritmik Zekâ Nedir? Müziksel-Ritmik Zekâ, sesler, notalar, ritimlerle düşünme, farklı sesleri tanıma ve yeni sesler, ritimler üretme, ritmik ve tonal kavramları tanıma ve kullanma, çevreden gelen seslere ve müzik aletlerine karşı duyarlı olabilme becerisidir. Müziksel-Ritmik Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri: • İnsan sesi ve çevreden gelen sesler gibi çok farklı seslere karşı duyarlıdır, dinler ve tepkide bulunur. • Müziği yaşamında kullanmak için fırsatlar oluşturur. • Seslerle nota ve ritimlere karşı özel bir ilgiye sahiptir. • Müziği hareketlerle birleştirerek farklı figürler ortaya çıkarabilir. • Müziksel enstrümanlara karşı ilgilidir. Enstrümanları kullanmayı kolaylıkla öğrenebilir. • Orijinal müzik kompozisyonları oluşturabilir. • Ritim tutar. • Öğrendiği şarkıları mırıldanarak gezer. Doğa Zekâsı Nedir? Doğa Zekâsı, doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerine düşünme becerisidir. Doğa Zekâsına Sahip İnsanların Özellikleri: • Doğadaki hemen her canlının yaşamına ilgi duyar. Farklı canlı türlerinin isimlerine karşı dikkatlidir. Çiçek türleri, hayvan türleri onlar için çok dikkat çekicidir. • Zooloji, botanik, organik kimya, tıp, fotoğrafçılık, dağcılık, izcilik... vb alanlara ilgi duyar. • Seyahat etmeyi, belgeseller izlemeyi severken, doğa ve gezi dergilerini incelemekten hoşlanır. • Doğadaki bitki türlerine karşı duyarlıdır. • Doğanın insanlar üzerindeki ya da insanın doğa üzerindeki etkisi ile ilgilenir. Araçlara dayalı eğitimin diğer faydaları şunlardır: • Öğrencilerin güdülenme düzeyleri artar. • Öğrenmeyi somutlaştırır. • Bir yaşantı ortamı sağlar. • Öğretme-öğrenme sürecine çeşitlilik ve değişiklik katar. • Laf kalabalığını (verbalizmi) önler, yani sözden ekonomi sağlar ve zamanı daha iyi değerlendirmeyi olanaklı kılar. • Öğrenilecek konular üzerinde daha etkili alıştırma ve pratik yapmayı sağlar.
17/10/2007
Üstün zekalı çocuklar, özel eğitim alanının en fazla göz ardı edilen ve eğitim olanaklarından yeterince yararlanamayan grubudur. Toplumu oluşturan bireyler, özellikle uygar, gelişmiş bir toplumun engelli bireylerine uygun olan eğitimi sağlaması gerektiği konusunda hem fikir olarak önlemlerin alınmasında ilgililere gerekli olumlu baskıyı yaparak bunun sağlanmasına çalışırken, konu üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar olunca yeterli tepkileri gösterememektedir. Bunun en önemli nedenleri arasında, bu çocuklar zaten üstün, her ortamda kendilerini geliştirebilirler, bunlara artı eğitim verirsek bir SEÇKİNLER sınıfı yaratırız bu da topluma üstesinden gelemeyeceği sorunlar yaratır, zaten seçerek öğrenci alan orta öğretim kurumları bu çocuklara yöneliktir, bunun dışında artı bir özel eğitim vermek abestir. Üstün zekalılarla, özel eğitimin ilgilenmemesi gerekir. Bu görüşleri uzatmak olasıdır. Ancak toplumların gelişme ve ilerlemelerinde ki katkıları olağan kişilerden kat kat fazla olan üstün zekalı ve üstün yetenekli bireyleri toplumun elinden çekip alırsak, tekerleğin icadı ile uğraşan ilkel toplumlar haline dönüşebiliriz.
Türkiye, üstün zekalıların eğitiminde Enderun okulu ve 6660 sayılı yasa ile öncü bir ülke olmasına karşın son kırk yıldır bu konuda gerekli atılımları yerine getirmemiştir. Bunun sonuçlarını, bilim, sanat, buluş alanlarında dünya uygarlığına yaptığımız katkılarda görmekteyiz. Bu nedenle, çocuklarının gelişimindeki ayrıcalığı gözlemleyen aileler, geçtiğimiz on yıl içinde yapmış oldukları baskılarla, kamunun sınırlı da olsa dikkatini üstün zekalılar konusuna zaman zaman çekmeyi başarmışlardır. Ancak gene de yük ailelere kalmaktadır. Zorunlu eğitim içinde bir iki pilot uygulama dışında üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklara yönelik bir tedbir olmadığı için aileler çocuklarını nasıl yönlendireceklerini, yetenekleri doğrultusunda nasıl eğiteceklerini bilememekte ya da olağan çocuklarla üstün zekalı çocukların özelliklerini karıştırmaktadırlar. Bunda haklıdırlar. Çünkü her ana baba çocuğunu üstün zekalı ve yetenekli olarak algılar. Bu nedenle, üstün zekalı, üstün yetenekli çocukların özelliklerinin ana hatlarıyla tartışılması ve bu çocukların ayırt edici özelliklerini belirlemede ana babalara dikkat etmeleri gereken hususlar üzerinde durularak mevcut eğitim sistemimiz içinde yapabilecekleri konusunda önerilerde bulunulmaya çalışılacaktır.Yukarıda değinilen konulara geçmeden önce, ana babaların çocuklarının özelliklerini saptarken göz önünde bulundurmaları gereken hususları belirtmek gerekmektedir.
Sevgili ana babalar üstün zekalı ya da üstün yetenekli çocuğunuzun özelliklerini en üst düzeyde geliştirebilmeniz için, aşağıda belirtilen tüm önerilerin büyük çoğunluğunu yerine getirmeniz gerekmektedir. * Çocuğunuzun sorduğu soruları sabırla ve büyük zevkle yanıtlamaya hazır olun. * Çocuğunuzun sorduğu sorulardan yola çıkarak onu ilgilendiği konuları araştırmaya yönlendirin. * Zihinsel büyümesi kadar, fiziksel ve toplumsal becerilerini geliştirmesini teşvik edin. * Çocuğunuzun , zihinsel gelişimleri ne olursa olsun tüm diğer akranları ile geçinmeyi öğrenebilecekleri ortam hazırlayın. * Çocuğunuzu asla, diğer çocuklarınızla veya akranları ile kıyaslamayın. * Çocuğunuzu, üstün zekalı olduğu için değil, çocuğunuz olduğu için sevin. * Çocuğunuz için evde uyması gereken kurallar ve ölçütleri onunla birlikte belirleyin, eşler arasında tutarlılık olmasına özen gösterin. * Asla evin PATRONU olmasına izin vermeyin, ancak kararları almada katılımını sağlayın ve mutlaka evde sorumluluklar ve görevler almasını sağlayın. * İlgi, yönelim ve isteklerini belirleyebilmesi için seçenekli ortamlar hazırlayın. * Başarılarını ne abartın ne de umursamaz ya da olduğundan aşağı biçimde değerlendirin. * Beklentilerinizi çok aşağı ya da çok yukarıda tutmayın. * Çocuğun ilgi ve üstünlük gösterdiği dallarda ana babalar yetersiz kaldığı zaman, olanakları el verdiğince özel ders, kurs v.b kolaylıkları sağlamalıdır.
Üstün Zekalı Çocukların Özellikleri
Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar genellikle parlak çocuklarla karıştırılmaktadır. Bu nedenle bu iki grubun özelliklerinin karşılaştırılması, üstün zekalılar için alınması gereken önlemlerde ana babaların öğretmenleri yönlendirmelerinde yardımcı olacaktır. Parlak Çocuk * İlgilidir. * Sorulara cevap verir. * Yanıtları bilir. * Grubun üst dilimindedir. * Anlamı kavrar. * Uyanıktır. * Verilen işi tamamlar. * İyi fikirleri vardır. * Okuldan hoşlanır. * Güçlü belleği vardır. * Öğrenirken mutlu olur. * Verilenleri kolaylıkla alır. * Kolaylıkla öğrenir. * Belli bir sırayla öğrenmekten hoşlanır. * Akranlarıyla olmaktan hoşlanır. * Bilgiyi özümser
Üstün Zekalı Çocuk. * Oldukça fazla meraklıdır. * Sorunun ayrıntılarını tartışır. * Sorular sorar. * Grubun çok ötesindedir. * Anlam çıkarır. * Keskin gözlem yapar. * Projeler oluşturur. * Alışılmamış tuhaf fikirleri vardır. * Öğrenmeden hoşlanır. * İsabetli tahminlerde bulunur. * Öğrenirken eleştireldir. * Verilenleri alırken coşkulu ve gergindir. * Verilenleri zaten bilmektedir. * Karmaşık ve giriftlik onu coşkulandırır. * Büyük yaştakileri ve yetişkinleri seçer. * Bilgiyi değiştirip uygular. Üstün zekalı çocuklar için özel eğitim önlemlerinin alınmamış olması nedeniyle, olağan eğitim ortamları içinde düzenlemelerin yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu düzenlemelerin sınıf öğretmeni tarafından yapılması gerekmektedir. Olağan sınıflarda uygulanabilecek önlemler şöylece belirlenebilir. * Öğretmen sınıfında yukarıda belirtilen özelliklerde çocuklarla her semtte ve her sosyo-ekonomik tabakada karşılaşa bilir. Ancak çok üstün olanlarla tüm öğretmenlik süresince ancak bir kez karşılaşabilir. * Bu özellikler, öğretmeni paniğe düşürmemelidir. Çünkü, üstün zekalı çocuğun öğretmeninin de mutlaka üstün zekalı olması gerekmez. Normal bir öğretmen, çeşitli açılardan üstün zekalı çocuklara kaynaklık ve önderlik yapabilir. * Sınıftaki üstün zekalıların tümü, sınıf çalışmalarına karşı istekli ve ilgili olmayabilir. Bunun nedeni sınıf etkinliklerinin yeterince uyarıcı olmamasından olabilir. Bunu gidermek için, proje çalışmaları, ilgi alanlarını çeşitlendirme ve daha üst konularla programı derinlemesine ve dikey zenginleştirme yapması gerekir. Konuların sunumunda ve öğrenilmesinde tekrara dayalı anlatımlardan , ödevlerden rutin iş ve görevlerden kaçınmak gerekir. * Sınıfta bu öğrencilere daha zor soruların sorulması, yeni fikirler üretmelerine fırsat tanınması gerekir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, yanıt vermede diğer çocuklara öncelik verilmesinin üstün zekalı çocukları dersten ve okuldan soğutabileceğini unutmamak gerektiğidir. * Derslerle ilgili olarak araştırma ağırlıklı ek ev ödevlerinin verilmesi gerekir. * İlgilendikleri alanlarda proje çalışmaları yapmasına ve sınıf arkadaşlarına sunarak paylaşmasına olanak tanımalıdır. Uygulaması hemen pratik olmayan ya da hemen olası görülmeyen yaratıcı fikirlerini dinlememek, ertelemek ya da ret etmek çocuğun zihinsel kapasitesini geliştirmesini engeller. * Çalışmaları, grupları ve sınıf oyunlarını yönetmelerine fırsat tanınmalıdır. * Sınıf düzeyini temel almaksızın konularda kendi hızlarına göre ilerlemelerine fırsat tanınmalıdır. Bu konuda teftiş yapan denetçilerin de uyarılması ve bilgilendirilmesi gerekmektedir. * Üstün zekalı çocukların ihtiyaçları karşılanırken çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. En önemli sorun, öğrencilerin zihinsel yeteneklerinin büyük farklılıklar göstermesidir. Sınıflar yükseldikçe, zihinsel yetenekler açısından söz konusu değişkenlikler artar. Tıpkı ayrı hızla yarışan otomobillerin yol uzadıkça aralarındaki mesafenin açılması gibi, zihinsel gelişme hızları biri birinden farklı olan çocukların aralarındaki fark da okulda geçen süre uzadıkça artar. Üstün zekalı çocukların olağan okul programlarına yerleştirilmesinde özellikle öğretmenlerin seçimi oldukça önemlidir. Bu nedenle çocuklar okula kayıt ettirilmeden önce aşağıda belirtilen özellikleri taşıyan öğretmenleri aramak ve bu öğretmenlerle öğretime başlamak önerilebilir. Öğretmen Özellikleri; * Kapsamlı bir meslek tecrübesine ve yapılan hataları kabul edebilme yeteneğine sahip olma. * Her şeyi bildiğini sanan ve kendisini bütün bilgilerin kaynağı olduğunu iddia eden bir sınıf öğretmeni bu çocuklarla başarısızlığa uğrar. * Öğretmenin " bilmiyorum" diyebilmesi gerekir. * Çocuğu uygun kaynaklara yönlendirebilmelidir. * Geniş bir tecrübeye sahip olması * Benlik duyguları güçlü, iradeleri yüksek olmalıdır. * Kendilerine değer verir ve güvenirler, * Diğer kişilere ve özellikle öğrencilerine değer verir, önemser ve saygı duyar. * Ortalama üstü zekaya sahiptirler. * Esnek, yeni fikirlere açık, entelektüel, edebi, sanat konularına ilgili, bilgisini geliştirmeye hevesli. * Baskı ve zorlama yerine, yol gösterici, rehber kişilerdir. * Demokratik, işbirlikçi, yenilikçi, deneyimlerden hoşlanan bireylerdir. * İmgelem gücünü ve üretkenliği destekleyen, saygı duyan ve espri yapmaktan hoşlanan bireylerdir
Yaşar ÇIRAKLI
17/10/2007
Önceleri doğuştan geldiğine inanılan, belli bir zeka ile doğup yaşamını onunla sürdürme görüşü hakimken, günümüzde bu anlayıştan vazgeçilmiştir. Toplum ve eğitim üzerinde yıllardır sürüp giden ve ilk görüşü yansıtan eski görüşün etkisi Ç.Z.K ile sarsılmaya başlamıştır. Ç.Z.K hemen hemen her yaş ve yetenek düzeyindeki bireyin, zihinsel fonksiyonlarını geliştirebileceğini ve bir problem karşısında bütün zekalarımızın ortak çalışarak çözüm yoluna ulaştırdığını savunmaktadır. Bir öğrenme psikologu olan Prof.Dr. Howard Gardner, insan zekasının geniş yelpazesinin görmezden gelindiğini ve çocukların bütün yeteneklerinin fark edilmediğini belirtip, onları belirli bir sisteme yerleştirerek onlara büyük bir haksızlık yaptığımız görüşündedir. Kaza ya da hasar görmüş beyinleri inceleyen Gardner, çoğu kez sağlıklı kalacak şekilde birbirinden bağımsız ayrı ayrı yetenekleri gözlemlemiştir. Gardner şöyle demiştir: “Çocuklarda ve beyin hasarlı yetişkinlerde yaptığım günlük çalışmalar beni insan doğası ile bedensel bir olguyla derinden etkiledi. İnsanlar çok geniş ve çok sayıda kapasitelerle dolu. Bir bireyin bir alandaki üstünlüğü, bir başka alandaki gücüyle karşılaştırabilecek ve tahmin edilebilecek kadar basit değildir; çünkü bir kapasitesini yitiren bir bireyin diğer kapasiteleri sağlıklı bir şekilde devam etmektedir”. İşte, çoklu zeka kuramının çıkış noktası Gardner’in bu gözlemleri olmuştur. Gardner 1983 yılında yayımladığı “Zihnin Çerçeveleri” (Frames Of Mind) adlı kitabında “yedi ayrı zeka kapasitesi” ortaya koymuştur. Gardner zeka kapasitelerinin sadece bunlarla sınırlı kalmadığını daha fazla zeka alanlarının olabileceğini belirtmiştir. Nitekim 1999 yılında yayımladığı “Zeka Yeniden Yapılandırıldı” (Intelligence Reframed) adlı eserinde sekizinci zeka alanını da kapsayacak şekilde teoriyi yeniden formüle etmiştir. Gardner kapasitelere yetenek değil de, niye zeka alanları olarak nitelendirdiğini şöyle açıklamaktadır: “Eğer ben bu kapasitelere zeka değil de yetenek deseydim ve kuramın adı da çoklu yetenek kuramı olsaydı, insanlar esner ve hemen kabul ederlerdi; oysa ben insanları düşündürmek istiyorum. Bu kapasitelere zeka demekle zekanın tekil olmadığını ve şimdiye kadar düşünmediğimiz bazı şeylerin zeka olabileceğini vurgulamaktayız”. Garder’ın bu sözlerinden de anlaşılabileceği gibi bu kapasitelere yetenek desek yanlış olmaz; fakat bazılarına zeka deyip bazılarına yetenek olarak dersek hata yaparız. Mesela Mozart’a çok yetenekli deyip; ama zeki değil demek büyük haksızlık olur. Bundan böyle sözel ve matematiksel kapasitelerimizi zeka alanı olarak nitelendirip, diğer kapasitelerimizi ( müzik,bedensel...) yetenek olarak nitelendirmek tutarsızlık olur. Ya hepsi yetenek ya da hepsi zeka olarak nitelendirilmelidir. TABLO1.3 ZEKAYA İLİŞKİN ESKİ VE YENİ ANLAYIŞ
1.Zeka doğuştan kazanılır, sabittir. Bu nedenle de asla değiştirilemez 2.Zeka, niceliksel olarak ölçülebilir ve tek bir sayıya indirgenebilir. 3. Zeka tekildir. Yani tek bir zeka vardır. 4. Zeka, gerçek hayattan soyutlanarak (yani belli zeka testleri ile) ölçülür. 5. Zeka ,öğrencilere belli seviyelere göre sınıflandırmak ve onların gelecekteki başarılarını tahmin etmek için kullanılır.”
1.Bir bireyin genetiksel olarak kalıtımla birlikte getirdiği zeka kapasitesi geliştirilebilir ve değiştirilebilir. 2.Zeka, herhangi bir performansta, üründe veya problem çözme sürecinde sergilendiğinden sayısal olarak hesaplanamaz. 3.Zeka, çoğuldur ve çeşitli yollarla sergilenebilir. 4.zeka, gerçek hayat durumlarından veya koşullarından soyutlanamaz. 5. Zeka öğrencilerin sahip oldukları gizil güçlerini veya doğal potansiyellerini anlamak ve onları başarmak için uygulayabilecekleri farklı yolları keşfetmek için kullanır.”
Çoklu Zeka Kuramının İlkeleri 1) İnsanlar çok fazla zeka türüne sahiptir. 2) Her insan, aktif olarak kullandığı zeka ile özel bir karışıma sahiptir. 3) Her insanın kendine özgü bir zeka profili vardır. 4) Zekaların her biri insanda farklı bir gelişim sürecine sahiptir. 5) Bütün zekalar dinamiktir. 6) İnsandaki zekalar tanımlanabilir ve geliştirebilir. 7) Her insan kendi zekasını tanıma ve geliştirme fırsatına sahiptir.
Her bir zekanın gelişimi kendi içinde değerlendirilmelidir. 9) Her bir zeka; hafıza, dikkat algı ve problem çözümü açısından farklı bir sisteme sahiptir. 10) Bir zekanın kullanımı esnasında diğer zekalardan da faydalanılabilir. 11) Kişisel alt yapı, kültür, kalıtım ve inançlar zekaların gelişimi üzerinde etkiye sahiptir. 12) Bütün zekalar insanın kendini gerçekleştirmesi yolunda, farklı ve özel kaynaklardır. 13) İnsan gelişimini değerlendiren tüm bilimsel teoriler Çoklu Zeka Kuramını desteklemektedir. 14) Şu anda bilinen zeka türlerinden daha farklı zeka türleri de olabilir. 15) Zekanın tanımı gerçek yaşamdaki zekaya dayanır. 16) Her zeka alt yada ikincil yetenekler içerir ya da farklı biçimlerde ortaya çıkarır. 17) Zeka sadece değişmekle kalmaz, aynı zamanda başkalarına da öğretilebilir. 18) Zeka çok yönlülük göstermesine rağmen, kendi içinde bir bütündür. 19) Her insan, çeşitli zeka alanlarının tümüne sahiptir. 20) Bir insanın her alanda zeki olabilmesinin birçok yolu bulunmaktadır. 21) Saf bir zeka çok seyrek görülür. 22) Gelişimsel teori, çok yönlü zeka teorisini uygular. ÇOKLU ZEKA ALANLARI VE ÖZELLİKLERİ Ç.Z.K yer alan zeka türleri aşağıdaki gibi sınıflanmaktadır. 1) Sözel/ Dilsel Zeka ( Verbal / Linguistik) 2) Mantıksa/ Matematiksel Zeka( Logical / Mathematical) 3) Görsel / Uzaysal ( Uzamsal) Zeka ( Verbal / Spatual) 4) Bedensel / Kinestik Zeka ( Bodily / Kinesthetic) 5) Müziksel / Ritmik Zeka ( Musical) 6) Sosyal( Kişiler Arası) Zeka ( Interpersonal ) 7) İçsel / Öze Dönük Zekası ( Intrapersonal)
Doğa / Doğacı Zeka ( Naturalist) 1) Sözel/ Dilsel Zeka ( Verbal / Linguistik) Sözel Zeka: Kelimelerle düşünme ve ifade etme, dildeki kompleks anlamaları değerlendirme. Kelimelerdeki anlamları ve düzeni kavrayabilme, şiir okuma, hikaye anlatma, gramer bilgisi, soyut ve simgesel düşünme; kavram oluşturma ve yazma gibi karmaşık olayları içeren, dili üretme ve etkin kullanma becerisidir. Bu Zeka Alanı Güçlü Olan Öğrencilerin Bazı Özellikleri: 1) Normal öğrencilerden daha iyi yazarlar. 2) Uzun hikayeler ve fıkralar anlatırlar. 3) İsim, yer ve tarihleri hafızalarında rahatlıkla tutabilirler. 4) Yaşına göre iyi bir kelime haznesine sahiptirler. 5) Tekerlemeleri, anlamsız ritimleri ve kelime oyunları çok severler. 6) Kitap okumayı çok severler. 7) Dinleyerek öğrenmeyi severler.
Yazılı veya sözlü hitabetleri çok gelişmiştir. 9) İkna kabiliyetleri çok yüksektir. 10) Bulmaca çözmeyi, bilmeceleri, roman ve hikaye okumayı çok severler. 11) Farklı dilleri öğrenme yetenekleri çok yüksektir. 12) Taklit yetenekleri çok güçlüdür. 13) Ayrıca bu zeka alanı güçlü olan bireyler: Edebiyat, arşivcilik, dil-bilim, hukuk, siyaset gibi alanlarda başarıyla çalışabilirler. BU ZEKAYLA İLGİLİ KULLANABİLECEK YÖNTEM VE TEKNİKLER - Düz anlatım yöntemi - Beyin fırtınası - Öykü anlatma - Örnek olay - Akrostiş tekniği - Bulmaca - Kavram haritaları HANGİ HEDEFLERE ULAŞMADA KULLANILIR - BİLİŞSSEL ALAN: bilgi, kavarama, uygulama, analiz, sentez, değerlendirme basamakları - DUYUŞSAL ALAN: alma, tepkide bulunma, değer verme, örgütleme basamakları - PSİMOTOR ALAN: Algılama (işitmeyle ilgili uyarılma) basamağı
2) Mantıksal/ Matematiksel Zeka( Logical / Mathematical) Mantıksal-Matematiksel Zeka: Bilimsel düşünme ya da tümdengelimci düşünmeyi çağrıştırır. Hesap yapma ve bazı şeylerin mantıksal, sistematik düzenini görebilme yeteneği olarak tanımlayabiliriz. Bu zeka alanı; uzun sayı dizilerini kolayca kavrama, analiz etme, kavramları tanıma, sayılar ve geometrik şekiller gibi soyut sembollerle çalışma, parçalar arasında ilişkiler kurma veya bu parçalar arasındaki farklılıkları görme kapasitesini gerektirir. Bu Zeka Alanı Güçlü Olan Öğrencilerin Bazı Özellikleri: 1) Nesnelerin oluşumu veya nasıl çalıştığına dair çok fazla soru sorarlar. 2) Matematik deresini çok severler. 3) Zeka oyunlarından, deney yapılmasından, sınama, sorgulama ve araştırmalardan zevk alırlar. 4) Grafik ve şemaları yorumlayabilir ve bunlarla çalışmaktan çok hoşlanırlar. 5) Akıl yürüterek, soyut modeller tasarlayarak, sayılarla düşünerek, ilişkiler ve bağlantılar kurarak öğrenirler. 6) Bilgisayar oyunlarını oynamaktan hoşlanırlar. 7) Miktar tahminlerinde bulunurlar.
Somut cisimleri, soyut sembolik ifadelere dönüştürebilirler. 9) Muhasebe, matematik, mühendislik, istatistik, bilgisayar, ekonomi ve fen bilimleri gibi alanlarda başarıyla çalışabilirler. BU ZEKAYLA İLGİLİ KULLANABİLECEK YÖNTEM VE TEKNİKLER - Problem çözme - Beyin fırtınası - Hesap yapma ve sayısal işlemler - Nesneleri sınıflara ayırma - Bilimsel düşünme - Sokrat türü sorgulama - Örnek olayı akıl yürüterek sonucunu kestirme - Sinektik tekniği
HANGİ HEDEFLERE ULAŞMADA KULLANILIR - BİLİŞSEL ALAN: kavarama, uygulama, analiz, sentez, değerlendirme basamakları - DUYUŞSAL ALAN: örgütleme, değerler sisteminde tutarlılık basamakları 3) Görsel / Uzaysal ( Uzamsal) Zeka ( Verbal / Spatual) Görsel Zeka : “Resimler ve imgeler zekasıdır. Görsel dünyayı doğru olarak algılama ve kişinin kendi görsel yaşantılarını yeniden yaratma kapasitesi” olarak tanımlanabilir. Şekil, renk, biçim ve dokunuşu zihnin gözü ile görme ve bunları resim olarak somut temsillere dönüştürme yeteneğini içerir. Bu Zeka Alanı Güçlü Olan Öğrencilerin Bazı Özellikleri 1. Renklere karşı çok hassas ve duyarlıdır. 2. Arkadaşlarına göre daha çok hayal kurarlar. 3. Yaşına göre yüksek düzeyde beceri gerektiren resimler çizerler. 4. Filmleri, slaytları ve benzeri diğer görsel sunuları izlemeyi severler. 5. Okurken kelimelerden çok resimlerle öğrenirler. 6. Defterlerine ve kitaplarına sık sık karamalar yaparlar. 7. Üç boyutlu yapılar veya modeller oluştururlar. 8. Renkleri kullanma yetenekleri gelişmiştir 9. Harita okuma yetenekleri gelişmiştir. 10. Satranç gibi oyunları oynamayı severler. 11. Görüntüleri hayalinizde oluşturabilme (görselleştirebilme). 12. Boşlukta yolunu bulabilme. 13. Bu zeka alanı güçlü olan insanlar; resim, grafik, heykel gibi görsel sanatlarla, denizcilik, harita yapımcılığı, mimarlık gibi alanlarda başarıyla çalışabilirler.
BU ZEKAYLA İLGİLİ KULLANABİLECEK YÖNTEM VE TEKNİKLER - Hayal gücüyle görselleştirme - Konuşan resimler tekniği - Düşündüklerini resmetme - Akrostiş tekniği - Film ve slaytlar - Gezi gözlem HANGİ HEDEFLERE ULAŞMADA KULLANILIR - BİLİŞSSEL ALAN: uygulama, analiz, sentez, değerlendirme basamakları - DUYUŞSAL ALAN: alma, tepkide bulunma, değer verme, örgütleme basamakları - PSİMOTOR ALAN: Algılama basamağı (görme ile ilgili uyarılma)
4) Bedensel / Kinestik Zeka ( Bodily / Kinesthetic) Bedensel Zeka: Duyularını, vücudunu uygun biçimde kullanma (dans ve beden dili), oyun oynama(spor yapma) , düşünerek yeniden üretme, vücudunun herhangi bir bölümünü farklı yollarla kullanma yeteneğidir. Günlük hayattaki; yürüme, yemek yeme, jest ve mimiklerimiz, spor yapma, bilgisayarda yazı yazma gibi etkinlikleri yaparken bu zeka alanımızı kullanırız. Bu Zeka Alanı Güçlü Olan Öğrencilerin Bazı Özellikleri 1) Bedensel hareketlerini çok iyi kontrol ederler. Bir eliyle bir şey yaparken diğer eliyle başka bir şeyler yapabilirler. 1. Taklit yetenekleri gelişmiştir. 2. Sportif çalışmalarda başarıdırlar. 3. Yüz-beden ifade yollarını ustalıkla kullanabilirler. 4. El-parmak koordinasyonunda başarılıdırlar. 5. Konuşmayı, dans etmeyi, hareket etmeyi çok severler. 6. Uzun süre hareketsiz kalamazlar. Sınıfta hareketsiz kalırlarsa sınıfın huzurunu bozabilirler. Bunun için bu öğrencilere bedenlerini kullanacakları bazı etkinlikler ( drama, rol yapma teknikler kullanarak bu öğrencileri görevlendirme, tahtayı silme) yaptırılabilir. 7. En iyi öğrenme yolları yaparak yaşayarak öğrenmedir. 8. Bir şeyi parçalayıp, birleştirmeyi çok k severler. 9. El becerileri oldukça gelişmiştir. 10. Birden fazla spor dalında başarılı olabilirler. 11. Heykeltıraş, cerrahlık, tamirci, oyunculuk, sanatçılık, dans gibi alanlarda başarıyla çalışabilirler. BU ZEKAYLA İLGİLİ KULLANABİLECEK YÖNTEM VE TEKNİKLER Gösterip yaptırma Drama Rol yapma Bedenin kullanabileceği etkinlikler Gezi gözlem
HANGİ HEDEFLERE ULAŞMADA KULLANILIR BİLİŞSSEL ALAN: uygulama, DUYUŞSAL ALAN: tepkide bulunma, değer verme, örgütleme basamakları PSİMOTOR ALAN: Algılama basamağı, Kuruluş, kılauzlanlanmış faliyet, mekanizma, karmaşık dışavuruk faliyet, uyum, yaratma basamakları
5.Müziksel / Ritmik Zeka ( Musical) Müzik zekası diğer zeka türlerinden önce gelişir. Yani ilk önce bu zeka türümüz gelişir. Daha çocuk anne karnındayken dışarıdaki sesleri, titreşimleri duyabilmektedir. Bazılarına göre “işitsel-titreşimsel zeka” olarak da tanımlanmaktadır. Müziksel Zeka: Ritmik ve tonal kavramları tanıma ve kullanma ile çevreden gelen seslere, insan seslerine ve müzik aletlerine duyarlılık kapasiteleri içerir.
Bu Zeka Alanı Güçlü Olan Öğrencilerin Bazı Özellikleri 1 Şarkı melodilerini çok iyi hatırlar. 2 Güzel sesleri ve şarkı söyleme yetenekleri vardır. 3 Müzik dersini çok severler. 4. Farkında olmadan kendi kendine mırıldanırlar. 5. Şarkı dinlemekten çok hoşlanırlar. 6. Müzik aletlerini iyi bir şekilde çalabilirler. 7. Seslere karşı aşırı duyarlıdırlar. 8. Olayları müziksel dille düşünürler. 9. Melodilerle, ritimlerle, empati kurarak, müziğin yapısını kavrayarak öğrenirler. 10. Şarkıcılık, bestecilik, müzisyenlik gibi alanlarda başarıyla çalışabilirler.
BU ZEKAYLA İLGİLİ KULLANABİLECEK YÖNTEM VE TEKNİKLER 1 Ritm 2 Fon müzikleri 3 Akrostiş 4 İlahi
HANGİ HEDEFLERE ULAŞMADA KULLANILIR 1 BİLİŞSSEL ALAN: uygulama, 2 DUYUŞSAL ALAN: alma, tepkide bulunma, değer verme, basamakları 3 PSİMOTOR ALAN: Algılama basamağı (işitme ile ilgili uyarılma), Kuruluş ( duygusal kuruluş)
6.Sosyal ( Kişiler Arası) Zeka ( Interpersonal) Sosyal Zeka: Çevredekilerle iletişim kurma, onları anlama, kişilerin ruh durumlarını anlama, yeteneklerini tanıyabilme gibi kapasiteleri içerir. Öğretmenler, psikologlar, bu yetilerini ustalıkla kullanırlar. Bu Zeka Alanı Güçlü Olan Öğrencilerin Bazı Özellikleri 1) Sözlü ve sözsüz iletişimde becerilidirler. 2) Arkadaşlarıyla iyi geçinirler. 3) Başkaların, davranışlarının ardındaki niyeti fark edebilirler. 4) Gruba canlılık ve hareket getirir. 5) Sosyal ortamlarda bulunmayı çok severler. 6) Diğer insanları konuşmalarıyla etkiler. 7) Farklı kültür ve farklı yaşamları çok merak ederler.
Gruplar halinde çalışmaktan hoşlanırlar. 9) Çok kolay uyum sağlayabilirler. 10) Organize etme, liderlik yapma gibi yetenekleri vardır. 11) Çok güçlü espri yetenekleri vardır . 12) Başkaları daima onlarla olmak isterler. 13) Empati yetenekleri oldukça gelişmiştir. 14) Başkalarına hal hatır sorarlar.
BU ZEKAYLA İLGİLİ KULLANABİLECEK YÖNTEM VE TEKNİKLER 1. Grup tartışması 2. Beyin fırtınası 3. Rol yapma 4. Toplumsal konularla ilgili tartışmalar 5. Altı şapkalı düşünme tekniği 6. Panel 7. Çember tekniği 8. Workshop
HANGİ HEDEFLERE ULAŞMADA KULLANILIR - BİLİŞSSEL ALAN: bilgi, kavrama,uygulama, analiz, sentez, değerlendirme basamakları - DUYUŞSAL ALAN: alma, tepkide bulunma, değer verme, örgütleme basamakları - PSİMOTOR ALAN: Algılama basamağı
7) İçsel / Öze Dönük Zekası ( Intrapersonal) İçsel Zeka: İnsanın duygularını, duygusal tepki derecesini, düşünme sürecini tanıma, kendini yansıtma, öz benliğini anlama yetisi, ve önsezi gibi kendi iç görünüşünü bilmesidir. Başka bir deyişle kendi bilincimizi tanımamızı ve kendi kendimizi analiz edebilmemizi sağlar. Bizim kendi kişiliğimiz ve kendimizi aşma yeteneğimiz içsel zekamızın işleyen kısmıdır. I. Bu Zeka Alanı Güçlü Olan Öğrencilerin Bazı Özellikleri 1. Bağımsız olma eğilimindedirler. 2. Hayattaki başarı ve başarısızlıklarından ders alırlar. 3. Yalnız oynamaktan ve ders çalışmaktan hoşlanırlar. 4. Kendi zayıf ve güçlü yönleri hakkında gerçekçi bir görüşe sahiptirler. 5. Çok fazla akıl danışmazlar. 6. Hakkında çok fazla anlatmadığı fobileri vardır. 7. İçsel zeka özeldir. Dilsel, müziksel, kişiler arası, bedensel gibi tüm zeka türlerini kapsar. 8. Çok iyi konsantrasyon sağlayabilirler. Gardner’e bu zeka alanımız çok önemlidir; çünkü birey kendini çok iyi bilmeli ki hayatta başarılı olabilsin. 9. Derin düşünme becerilerine sahiptirler. 10. Yazarlık, sosyal hizmet uzmanlığı, ressamlık, dini liderlik, psikolog, sanatçı vb. alanlarda başarılı olabilirler
BU ZEKAYLA İLGİLİ KULLANABİLECEK YÖNTEM VE TEKNİKLER 1. Sen Olsaydın Ne Yapardın 2. Öğrencilerin Duygu Ve Tecrübelerinden Yararlanma Tekniği 3. Örnek Olaydaki Kişiler Yerine Kendini Koyması 4. Duygu Ve Heyecan Anları 5. Hayal Etme 6. Altı Şapkalı Düşünme Tekniği 7. Konuşan Resimler Tekniği
HANGİ HEDEFLERE ULAŞMADA KULLANILIR 1. BİLİŞSSEL ALAN: karama,uygulama, analiz, sentez, değerlendirme basamakları 2. DUYUŞSAL ALAN: alma, tepkide bulunma, değer verme, örgütleme, değerler sisteminde tutarlılık basamakları 3. PSİMOTOR ALAN: algılama basamağı ( duyusal uyarılma) , kuruluş ( duyusal kuruluş)
Doğa / Doğacı Zeka ( Naturalist) Gardner 1980’li yılların başında yedi zeka alanı tanımlamış; fakat 1996 yılında zeka alanı olarak adlandırılmayı açıkça hak eden bir beceri keşfettiğini belirtmektedir. Daha önceki yedi olan zeka türüne sekizinci zeka türü olarak doğa zekasını eklemiştir. Doğa Zekası: Kayalar ve çimler ile flora, fauna çeşidi de dahil olmak üzere; bitkileri hayvanları, dağları, denizleri tanıma yeteneğidir. Kısaca doğa zekası tabiatı tanıma ve tabiatla bütünleşme kapasitesi de diyebiliriz. Bu Zeka Alanı Güçlü Olan Öğrencilerin Bazı Özellikleri 1) Doğadaki her canlının yaşamına ilgi duyarlar. 2) Belgesel izlemeyi, seyahat etmeyi çok severler. 3) Doğanın insanlar üzerine etkisi ile ilgilenirler. 4) Canlılarla iletişim kurarlar. Onlarla konuşurlar. 5) Bitki yetiştirmeyi çok severler. 6) Toprakla oynamaktan zevk alırlar. 7) Sınıftaki çiçekleri sular ve onların bakımını üstlenirler.
Çevre ve hayvan haklarını savunurlar. 9) Doğa ve canlıları ilgilendiren konularda çok başarılıdırlar. 10) Doğayı gözlemleme yeteneği kazanarak, kendisinin de bu 11) Dünyanın bir parçası olduğunun farkına vararak öğrenirler. 12) Zooloji, botanik, kimya, biyoloji, arkeoloji, tıp, fotoğrafçılık, dağcılıkla ilgili alanlarda başarıyla çalışabilirler
BU ZEKAYLA İLGİLİ KULLANABİLECEK YÖNTEM VE TEKNİKLER 1 Doğa gezileri 2 Doğa ile ilgili similasyonlar oluşturma 3 Doğa ile ilgili örnek olaylar. 4 Teleskop, dürbünle vb araçlarla yapılan incelemeler. 5 Doğa resimleri.
HANGİ HEDEFLERE ULAŞMADA KULLANILIR 1 BİLİŞSSEL ALAN: bilgi,kavrama,uygulama, analiz, sentez, değerlendirme 2 DUYUŞSAL ALAN: alma, tepkide bulunma, değer verme, örgütleme, değerler sisteminde tutarlılık basamakları 3 PSİMOTOR ALAN: algılama, kuruluş, kılavuzlanmış faaliyet, basamağı
II. Zeka Türü Sevdikleri Yetenekleri En İyi Öğrenme Yolu Mesleği Dil İle Öğrenenler Okuma, yazma,hikaye anlatma İsimleri,yer ve tarihleri hatırlama kelimelerle düşünme Kelimeleri görme,duyma ve söyleme Öğretmen, gazeteci, yazar, hukukçu Mantık-Matematiksel Öğrenenler Deney yapma,sayılarla uğraşma, düşünme,soru sorma, ilişkileri ortaya çıkarma Matematik, akıl yürütme, mantık ve problem çözme Kategorilere ayırma, soyut örüntü ve ilişkileri sınıflayarak çalışma Bilim adamı, mühendis, muhasebeci, bilgisayar programcısı Uzamsal Öğrenen Çizme, inşa etme, bir şeyler yaratma ve tasarlama, resimlere bakma,film izleme,satranç oynama Zihinde canlandırma, harita, grafik okuma, yap /boz becerisi, kuş bakışı görebilme Gözünde canlandırarak hayal etme, zihin gözünü kullanma, renk ve resimlerle çalışma Denizci, izci, ressam,mimar, topograf, mühendis, ışık teknisyeni Müzikal Öğrenen Şarkı söyleme, ezgileri mırıldanma, müzik dinleme, enstrüman çalma Sesleri alma, melodileri hatırlama, ritimlere dikkat etme Ritim, melodi, müzik Orkestra şefi, disk jokey şarkıcı,besteci TABLO 3.1Ç.Z.K VE ÖĞRENME-ÖĞRETME SÜREÇLERİ
Bedensel/ Kinestetik öğrenen Hareketli olma, dokunma ve konuşma, vücut dilini kullanma Fiziksel faaliyetler ( spor,dans) Bedenini kullanarak, dokunarak, drama ile öğrenme Sporcu, dansçı, aktör,koreograf Sosyal öğrenen Çok sayıda arkadaş edinme,insanlarla Konuşma,gruplara katılma İnsanları anlama, yönetme, düzenleme, iletişim kurma, Paylaşma,karşılaştırma, İşbirliği ile çalışma, görüşme yapma Psikolog, iş adamı, politikacı, öğretmen Öze Dönük öğrenen Yalnız çalışma, kendi ilgilerini takip etme Kendini anlama, hissettiklerine odaklanma, ilgi ve hedeflerini izleme, orijinal olma Yalnız çalışmalar, projeler, bireysel öğretim Din adamı, serbest meslek, araştırmacı, filozof, araştırmacı, Doğacı öğrenen Bitki yetiştirme, hayvan besleme, belgesel izleme, doğa sporları ile uğraşma Doğal hayattaki önemli farklılıkları ayırt etme, avcılık, çiftçilik Doğada çalışma, hayvan ve bitki bakımı ve inceleme, doğayla bağlantı kurma Doğa fotoğrafçısı, avcı,veteriner, biyolog
KAYNAKÇA 1. BACANLI, Hasan, Gelişim ve Öğrenme, Nobel Yayınevi, 6. Baskı, Ankara, 20003 - 2. BAŞBAY, Alper, Çoklu Zeka Kuramına göre eğitim programları ve sınıf içi etkinliklerin incelenmesi, Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, H.Ü Sosyal Bilimler Ens. Ankara 2000 - 3. BÜMEN, Nilay,Okulda Çoklu Zeka Kuramı, PegemA Yayıncılık, Ankara 2002 - 4. DOĞAN, Recai – Cemal Tosun, İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretimi, PagemA yayıncılık, Ankara 2002 - 5. PEKTAŞ, Pelin, Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi öğretiminde Çoklu Zeka Uygulamaları, Özel Ceceli Okulları yayınları, Ankara 2002 - 6. SABAN, Ahmet, Çoklu Zeka Teorisi, Nobel Yayınları, Ankara 2001 - 7. SEBER, Gonca, Çoklu.Zeka Alanlarında Kendini Değerlendirme Ölçeğinin Geliştirilmesi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, A.Ü Eğitim Bilimleri Ens. Ankara 2001 - 8. SELÇUK, Ziya, Gelişim Ve Öğrenme Eğt. Psikolojisi, Nobel Yayınları, 2.baskı Ankara 1999 - 9. TARMAN, Süleyman, Program Geliştirme Sürecinde Çoklu Zeka Kuramının Yeri, Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, H.Ü Sosyal Bilimler Ens. Ankara 1999 - 10. YAVUZ, K.Eren, Çoklu Zeka Teorisi Ve Uygulamaları, Özel Ceceli Okulları yayınları, Ankara 2001 - 11. http://www.elma.net.tr - 12. http:// www.rehberlik.com/czeka/czindex.htm
17/10/2007
EĞİTİM SUNULARI
Detaylı Bilgi İçin Aşağıdaki Siteleri Ziyaret Edebilirsiniz
|
<****** type=text/**********>******> <****** src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type=text/**********> ******><****** name=google_ads_frame marginWidth=0 marginHeight=0 src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/ads?client=ca-pub-7225011241464490&dt=1192576528849&lmt=1191432837&format=468x60_as&output=html&correlator=1192576528834&url=http%3A%2F%2Fwww.psikolojikdanisma.net%2Fegitim_sunulari.htm&color_bg=FFFFFF&color_text=000000&color_link=FF9900&color_url=0000FF&color_border=FFFFFF&ad_type=text&ref=http%3A%2F%2Fwww.psikolojikdanisma.net%2Fsunular.htm&ga_vid=872429494.1192576326&ga_sid=1192576326&ga_hid=570043920&ga_fc=true&flash=9&u_h=800&u_w=1280&u_ah=740&u_aw=1280&u_cd=32&u_tz=180&u_his=3&u_java=true" frameBorder=0 width=468 scrolling=no height=60 allowTransparency>******> |
|
Ana sayfaya Geri Dön
PSİKOLOJİ ARŞİVİ
17/10/2007
Üstün Zekalılar
Aileye Öneriler
Çocuğunuzda fark ettiğiniz akademik ve sosyal becerilerdeki farkın anne-baba birlikte gözleyip değerlendirmeli sınıf öğretmeni bu durum hakkında bilgilendirilerek yardım talebinde bulunmalıdır
Çocuğun üstün zekalı ve üstün yetenekli olduğu tespit edildiğinde çocuk bundan haberdar edilmemelidir Bu özelliğinden dolayı kardeşleri ve sınıf arkadaşlarıyla kıyaslanmamalı ve kıyaslama yapılıyorsa da bu çocuğa yansıtılmamalıdır. Çocuğa üstün zekalı ve üstün yetenekli olduğunu asla söylemeyin ve belli etmeyin Yaşına uygun özelliklerine göre telkinlerde bulunun çocuğun sahip olduğu özelliklerinden kaynaklanan ( kendini üstün görme. önde olma isteği, inatçılık, bencillik v.b. ) durumlar ortaya çıktığında onun diğer yaşıtlarından farklı olmadığı ve her çocuğun iyi yapabildiği şeyler olduğu ve onun da bu yüzden bazı şeylerde daha iyi olduğu vurgulanmalıdır. Aynı ilgi, isteği göz ardı edilmeli, kendisiyle ilgilenildiği çok fazla belli edilmemelidir.
Çocuğunuzu sevdiğinizi ona açıkça belli edip normal bir çocuk gibi davranın. Bireysel farklılığı göz önünde bulundurmayın. Üstün zekalı- üstün yetenekli oluşuna göre değil yaşının özelliğine göre sevginizi belli ediniz.
Çocuğunuzu asla ilgisiz bırakmayın. Onunla her fırsatta ilgilenin ilginizi gösterirken laf olsun diye değil, gerçek anlamda ilgi gösterin. Aksi takdirde bunu hemen fark edeceğinden ters etki yapabilir.
Üstün zekalı, üstün yetenekli ailelerin bazılarında gereksiz bir gurur gelişebilir. Anne- baba olarak üstün zekalı, üstün yetenekli bir çocuğa sahip olmak muhakkak iyi bir şeydir. Ancak aşırı gurur çocuğun daha iyi yetişmesini engeller.
Anne-babada gelişen gurur zamanla çocuğu da sarmaktadır. Bu duruma düşmemek için anne-babaya gerekli rehberlik yapılmalıdır. Çünkü üstünlük duygusu en azından aşağılık duygusu kadar zararlı olabilir.
Eğer başka kardeşleri varsa, onlara nasıl davranırsanız ona da aynı şekilde davranın. Farklı diye kesinlikle ihmal etmeyin. Bakımını diğer kişilere bırakmayın. (Anneanne, dede, bakıcı v.b.)
Çocuğun zekası ve yeteneğini kullanabileceği ve deşarj olabilmesini sağlayıcı (puzzle, satranç, labirent oyunları, müzik v.b. ) malzemeler ( oyuncaklar ) alınmalı, ( sinema, tiyatro, resim, müzik, v b.) kültürel etkinliklerde bulunması sağlanmalı.
Çocuğunuzun sorduğu sorulara kesin ve net cevaplar verilmeye çalışılmalıdır. Kaçamak, doğru olmayan cevaplardan kaçınılmalıdır. Çocuğunuzun zeka işlevleri ve yetenekleri bakımından normalden farklı olduğu için özel eğitime” muhtaç olduğunu unutmayın. Çocuğunuzun ruhsal ve duygusal özellikleri için bir uzmanla ( çocuk psikiyatristi, çocuk psikologu, psikolog, pedagog, rehber öğretmen v.b. ) her zaman diyalog halinde bulunun. Öğretmene Öneriler 1. Üstün zekalı olduğunu düşündüğümüz öğrencinize öncelikle durumunu tespit etmek için, okul rehber öğretmenine yoksa Rehberlik ve Araştırma Merkezine bizzat götürün.
2. Üstün zekalı tespit edilen (zeka testleri ile belgelenen) öğrencinizi ikinci plana itmeyin.
3. Sınıftaki müfredatı uygularken, bu tür çocukların liderlik özelliklerini tatmin ederek taşkınlık yapmasına yahut büyüklük taslamasına engel olunmalı. Örn.( Sınıf başkanı eğitsel kollardan birinin başkanlığı, küme başkanlığı v.b.) Bu uygulama sonucunda paylaşma ve birliktelik ile ilgili çıkabilecek problemin oluşumu engellenmiş olacak ve çocuk kendini dışlanmış olarak hissetmeyecektir.
4. Ailesiyle irtibata geçilmeli ve müfredattan ayrı olarak çocuğa, düzeyine uygun ek ödevler verilmelidir.” ona kademeli olarak ders veya ödev verin.”” Sen bunu yaparsın. diyerek onun zeka işlevini zorlama yoluna gitmeyin. Üstün zekalı çocuklar özellikleri itibariyle yazı yazmayı pek sevmediklerinden çok fazla yazı ödevi veya işler vermeyin.Daha çok ifadeye dayalı, anlatmaya yönelik ders veya ödevler verin. Üstün zekalı çocukların sayılarla arası iyi olduğundan problem çözmeye yönelik ders veya ödev verebilirsiniz. Ancak bunun dozunu çok hassas belirleyip fazla aşırısına kaçmayın.
5. Ders müfredatına ek olarak, proje geliştirme gibi yaratıcılık ve zekayı öne çıkarıcı ve geliştirici çalışmalar bütün sınıf düzeyinde yaptırılmalıdır. Örn. resim ve el işi ile ilgili çalışmalar. Böylece hem üstün zekalı çocuğun kendi potansiyelini değerlendirebilmesi hem de diğer arkadaşlarını da teşviki sağlanmalı.
6. Öğretmen, kesinlikle çocuğun kendisine ve arkadaşlarına üstün zekaya sahip olduğunu vurgulanmamalıdır. Üstün zekalı çocuklar normal çocuklardan farklı olduğu için özel eğitime muhtaçtırlar. Bu nedenle sınıfınızdaki bu öğrenci ile veya öğrencilere ilgi gösterin.
7., sınıf içinde diğer çocuklardan ayrı tutulmamalı, aynı sorumluluklar her çocuk için geçerli olmalıdır. Kıyaslama ve eleştiri sınıf düzeyinde en aza indirilmeye çalışılmalıdır. Onu asla diğer öğrencilerinizden soyutlamayın, dışlamayın. Arkadaşları ile kaynaşmasını sağlayın. Özel ilginizi ona ve diğer öğrencilere belli etmeden gösterin
8.Çalışmaların gerçekleştirilmesinde yarışma ortamı yaratıldığında, rekabet üstün zekalı çocuğu ön plana çıkarıcı mahiyette yapılmalı. Ayrıca onu bir gurur kaynağı veya koz olarak kullanmayın. Onu olduğu gibi kabul ederek yaklaşın.
9. “ Sen, bu sınıfın en iyisisin.” “ Sen, en iyisini yaparsın.” v.b. mükemmeliyetçiliği amaçlayan ifadelerin kullanılmasından kaçınılmalıdır.
10. Çocuktan beklentiler, diğer arkadaşlarından istenilen düzeyde farklı oluşturulmamalıdır. Aksi taktirde çocuk kendini baskı altında hissedecek ve uyum bozuklukları baş gösterecektir.
17/10/2007
Çoklu Zeka ve Çocuklar
" Eşit olmayan insanlara, eşit davranmaktan daha büyük eşitsizlik olamaz. " Thomas Jefferson.
Bir öğretmen olarak öğretme eylemi, çoğumuzda bildik duygulara neden olur. Öğrencilerimizin bir insan ve bir öğrenci olarak sahip oldukları belki de tek ortak özellik benzersiz olmalarıdır. Sınıfımızdaki bu çocuklar kimdir? Nereden gelmişlerdir ? İlgi ve yetenekleri nelerdir? Yaşadıkları evin özellikleri okul yaşamlarını olumsuz olarak etkiliyor mu? Çocuklar farklı boy, şekil, renk, cinsiyet ve kişiliklere sahip olarak karşımıza çıkarlar. Hepsinin farklı tercihleri, ilgi alanları, öğrenme türleri, yetenek düzeyleri, gelişim evreleri, özgeçmişleri, güçlü ve zayıf yanları vardır. Bazen farklı bir kültür ve dilden de olabilirler. Fakat hepsi de doğal bir öğrenme kapasitesine sahiptirler. Her birinin özel bir yeteneği ve güçlü olduğu bir yanı vardır. Hepsinin sınıf içinde kendini güvende hissetmeye ve başarıyı tatmaya gereksinimleri vardır. Yine hepsinin kendini değerli hissetmeye, sevilmeye ve kabul edilmeye gereksinimleri vardır. Her çocuğun benzersiz olduğu ve hepsinin okula öğrenme kapasitesine sahip olarak geldiği bu nedenle de hepsinin öğrenebileceği yaklaşımı ile yola çıkarsak, bir öğretmenin bütün öğrencilerini tanımadan, onların gereksinimleri ile örtüşecek bir öğretim planı yapamayacağı açıktır.
YAŞ VE GELİŞİM EVRELERİ Öğretmenler ve anne babalar çocukların farklı fiziksel, duygusal ve zihinsel gelişim düzeylerine sahip olduklarını bilirler. Bu düzeyler genellikle kronolojik yaş ile uyumlu olmaz . Yine, de okullar öğrencileri kronolojik yaşlarını temel alarak guruplandırırlar. Öğrenci ve öğretim programını bir araya getirirken dikkate alınması gereken en önemli konu bu olduğu halde eğitim sistemimiz bunu genellikle göz ardı eder. Çocuklar için en uygun eğitimi planlamak ve sunmak için,öncelikle onların gelişim evrelerinin göz önünde bulundurulması gerekir. Her öğrencinin kişiliği ve gelişimi özgün olmakla birlikte aynı yaşlarda gösterdikleri benzer özellikler vardır. Columbia Üniversitesinde (Çocuk ve Psikoloji Clarice kestenbaum beş-on yaş arasında iki dönemi iki evreye ayırmaktadır,Bunlar beş-·yedi yaş ve yedi-on yaş evreleridir.) Beş-yedi yaş evresinde çocukların göstermiş olduğu ortak özellikler: Dikkatleri birincil olarak kendilerine yöneliktir ve bu duygularını öğretmenleri ve arkadaşlarına yayabilirler. Gurup içinde çalışma ve oynamaya hazırdırlar, paylaşmayı bilirler, oturup öğretmeni dinleyebilirler, yönergeleri izleyebilir ve konsantre olabilirler, ne zaman ve nasıl sessiz olunması gerektiğini bilirler. Kendileri ile barışıktırlar. Hayali oyunlar oynayabilirler, artistiktirler ve mizah yüklü bir düşünce yapısına sahiptirler. Cinsel kimliklerinin farkındadırlar. Bazı değer yargıları oluşmuş, yanlış ve doğru duygusu gelişmeye başlamıştır, başkaları hakkında keskin yargılar geliştirebilirler. Bedenlerinin zarar görmesine karşı duyarlıdırlar. Örneğin, bir yerleri kesildiğinde vücutlarındaki bütün kanın boşalmasından korkabilirler. Özellikle beş yaşında ayrılık kaygısına sahip olabilirler. Aktif bir hayal güçleri vardır. Sanki "diledikleri gerçekleşecekmiş" gibi bir hayal dünyası kurabilirler. Öğretmenler ve veliler bu hayali düşünceleri sıkça "yalan" gibi yorumlamaktadırlar. Dr. Kestenbum bu yaşlarda bunun korkulacak bir durum olmadığını, bir çocuğun hayali birinin sütünü döktüğünü ya da boyalarını devirdiğini söylerken buna gerçekten inandığını ve bu türden fantezilerin somut mantıkla yan yana olabileceğini açıklamaktadır. Soyut düşünme becerilerine henüz sahip değildirler. Ben merkezcidirler ve sıkça kendilerini başkalarının yerine koymayı beceremezler. Ayakkabılarını bağlama, üç ya da iki tekerleklï bisiklete binme, top atma, zıplama, atlama ve ritimli el vurma gibi motor becerilere sahiptirler.
Bu evredeki uyarı işaretleri Basmakalıp ya da tekrara dayalı oyunlar ya da sadece kendi başına oynama. Kayıtsız kalma ve duygusuz davranışlar. Sınıf içinde sorunlar çıkararak kendini ifade etme. Bu yaşlarda çocuklardaki en önemli gelişimsel değişim, öğretmenin bulunduğu ortamlarda öğretmene gereksinim duymaksızın çalışabilme becerisidir. Okul öncesi çağda öğretmenle doğrudan birlikte çalışma gereksinimi duyan çocuk yedi yaşına geldiğinde kendi başına çalışabilir. Dr. Kestenbaum 5-7 yaş evresini, çocukların dünyayı heyecan verici bir yer olarak algıladıkları "Harika Yıllar" şeklinde tanımlamaktadır.
Bu evrede çocuklar inanılmaz bir büyüme ve gelişme göstermektedirler. Erken gelişimsel evrede verilmesi gereken uygun eğitim konusunda görüş ayrılıkları vardır. Bazı uzmanlar okul öncesi eğitim döneminde resmî akademik eğitime karşı çıkarken, bazı uzmanlar da sorunun akademik eğitim verilmesinden değil, kullanılan öğretim metotlarından kaynaklandığını öne sürmekte ve bu evrede hiçbir becerinin, aynı zamanda ve aynı yolla kazanılmayacağını savunmaktadırlar. İkinci önemli gelişim evresi olan 7-10 yaş döneminde çocukların sahip olduğu özellikler ve beceriler : Sezgisel düşünmenin yerini mantıksal düşünmeye bıraktığı "nedensellik dönemi'' başlar. Bilişsel büyümenin büyük bir bölümü bu dönemde gerçekleşir. Bu evrede çocuklar örgün eğitim için hazırdırlar. Motor becerilerin kazanılmasında inanılmaz bir gelişme gösterirler. Dinleme becerilerinde kaydedilir bir gelişme gözlenir. Uzlaşma ve işbirliği için kazandıkları yeni becerileri kullanarak yakın arkadaşlıklar kurma becerisi geliştirirler. Oyunda yenilgiyi kabul edebilirler ve yenildikleri için yıkılmazlar. Kuralları kabullenir ve harfiyen uygularlar. Karne, not ya da öğretmenin övgüsü gibi somut ödüllere cevap verirler. Korkuları kabullenmezler. Bu evredeki uyarı işaretleri: Yaş guruplarından kendini soyutlama ya da mahrum bırakma. İyi yapamama korkusu, sürekli olarak ödül ve övgülere gereksinim duyma. Her zaman birinci olma ve kazanma gereksinimi. Karma Yaş Gurupları : Çocukların farklı derecelerde gelişim göstermesi nedeniyle eğitimciler öğrencilerin kronolojik yaşlarına göre değil, gelişim düzeylerine göre guruplandırılmaları gerektiğini savunmaktadırlar. Birçok uzman örneğin çocuk gelişimi uzmanı David Elkind karma yaş guruplandırmasının küçük çocuklar arasındaki doğal çeşitliliği sağlamak açısından en etkili yol olduğuna inanmaktadır. Bu yöntemde, ileri düzeydeki küçük çocuklar daha büyük ama daha yavaş çocuklar ile guruplandırılabilir, ya da büyük çocuklar küçük çocuklara rehberlik etmeleri için kullanılabilir. Bu uygulama her iki tarafa da önemli ve yararlı öğrenme yaşantıları kazandırabilir. Çoğu stratejide olduğu gibi karma yaş guruplandırmasında da sınırlılıklar vardır. İki ya da üç farklı gelişim düzeyi için ayrı öğretim programı uygulama, öğretmen öğrenci arasında zayıf iletişim, büyük çocukların velilerinin direnci ile karşılaşma gibi. Fakat Elkind bu sorunların hiçbirinin başa çıkılmaz türden olmadığını ve karma yaş guruplandırmasının yararlarının ağır bastığını belirtmektedir. Bu konuda çeşitli öğretmen görüşleri karma yaş gurubu uygulamasını onaylayan veriler sağlamaktadır. Örneğin: Karma yaş guruplu sınıflarda çocuklara olgunlaşmaları için yeterli zaman sunulmaktadır. Karma yaş guruplandırması ile doğal bir öğrenen topluluk yaratılmaktadır. Sınıf giderek genişleyen bir aileye dönüşmektedir. Hepimiz birbirimize öğretmekte ve birbirimizden öğrenmekteyiz. Öğrenciler kendi öğrenme düzeyleri ile gelişim göstermektedir. Müfredat programı ve değerlendirme her öğrenci üzerinde bireysel olarak odaklanmaktadır.
ZEKA TÜRLERİ Geleneksel "zeka" kavramı çocuklara sunabileceklerimizin sınırlarını daraltmaktadır. Okullar zeka göstergesi olarak sözel ve matematik yetenekler üzerine yoğunlaşmıştır. Oysa psikologlar ve eğitim araştırmacıları yetenek ve zekanın, insanın pek çok özelliğini ve etkinliğini içine alan geniş bir kavram olduğu doğrultusunda inandırıcı kanıtlar ileri sürmektedirler. Her bireyin çeşitli yetenekleri ve bir zeka kapasitesi vardır. Öğretenlerin görevi her öğrencinin kendine özgü güçlü yanlarını, daha az gelişmiş becerilerini güçlendirmek için kullanmalarına yardım etmek olmalıdır. Stanford Üniversitesi araştırmacılarından Elizabeth Cohen yaptığı araştırma sonucunda, eğitim sistemlerinde zekanın en önemli göstergesi olarak okuma yeteneğinin temel alındığını; öğretmenlerin okuma yeteneği gelişmiş öğrencilerin her alanda başarılı olacaklarını varsaydığını, bunun sonucunda da hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin sadece bu yeteneğin geliştirilmesi üzerine yoğunlaştıklarını ortaya koymuştur. Cohen çocukların daha başka bir çok yeteneğe sahip olduklarını ve bu yetenekler ile kendi yollarında gelişim göstereceklerini belirtmektedir. Cohen'in belirlediği (ama bunlarla sınırlı olmayan) yetenekler:
Yaratıcılık, Yeni fikirler ileri sürme, Karar almada gruba yardım etme, Sorunları ve çözümleri gözünde canlandırabilme, Fiziksel beceriler, örneğin bedensel güç ve el becerisi (ustalık) Usa vurma (yapıları ve ilişkileri belirleme, bunları sınıflandırma vb.
Problem çözme Merak ve icat yeteneği Sebat Binet ve Weschler zeka ölçme kavramını ortaya attıklarında, zekayı doğumla belirlenmiş sabit, ölçülebilir ve değişmez bir olgu olarak varsaymışlardır. Daha sonraki yıllarda Piaget, Vygotsky, Feuerstein ve diğerleri çocuklar üzerinde yaptıkları uzun süreli gözlemler sonucunda zekanın sabit olmadığını ortaya koymuşlardır.
Zeka, kalıtsal yetenekler, deneyimler ve çevresel bileşenler tarafından şekillendirilir. Öğretmenler ve veliler, çocuğa sağladıkları ortamı ve öğretim yöntemlerini değiştirerek o çocuğun zekasını da değiştirebilirler. Kötü öğretim ve kötü çevre zekayı geriletirken, iyi öğretim ve iyi çevre zekayı artırmaktadır. Feurstein'in çalışması bilişsel geliştirilebilirlik ilkesini başka bir aşamaya taşımıştır. Onun yetmiş ülkede kullanılan "Araçsal Zenginleştirme Programı" ve "Öğrenme Potansiyeli Değerlendirme Aracı" öğrenci merkezli eğitimi benimsemiş öğretmenlerin öğrenmeyi yönlendirme ve zekayı geliştirme konusunda yararlandıkları dünyaca tanınmış yaklaşımlardır. Harvard Universitesi'nden Howard Gardner "Sıfır Projesi" adlı bilişsel araştırma projesinde, Feurstein'in bu yaklaşımlarını güçlendiren bir kuram geliştirmiştir.
Gardner'a göre bilmemizi ve öğrenmemizi sağlayan yedi tür zeka vardır.
Bu zeka türleri: 1- Bedensel/ devin duyusal Zeka : Bu zeka türü, vücudunu kullanarak (dans ve vücut dili ), oyun oynayarak (spor yapmak) ya da yeni bir ürün yaratarak (icat yapmak) duygularını ifade etme yetenekleri ile ilgilidir. Bu zeka türünde gelişmiş insanlar, spor yapmaktan ve dans etmekten hoşlanırlar, ellerini ve bedenlerini kontrol ve koordine etmekte son derece başarılıdırlar. Aktörler, mim oyuncuları ve sporcular bu zeka türünde gelişmiş insanlardır. 2- Sözel/ Dilsel Zeka : Soyut ve simgesel düşünme ile, kavram oluşturma ve kelime yazma, dilbilgisi, şiir, hikaye anlatma, mizah gibi karmaşık olguları içeren dilsel üretimlerden sorumlu olan bu zeka türünde gelişmiş insanlar, okuma, yazma, konuşma ve tartışma gibi eylemlerde başarılı ve edebi ürünler yaratmakta isteklidirler. 3- Görsel/ Uzamsal Zeka : Bu zekanın temelini görme duyusu ve buna bağlı olarak şekiller tasarlama ve zihinde resimler yaratma yeteneği oluşturmaktadır. Resim, grafik ve heykel yapma; mimarlık, haritacılık ve denizcilik gibi yüzey ve buna bağlı bilgileri kullanma; ayrıca satranç gibi farklı derinlik ve açılardan görmeyi gerektiren beceriler bu zeka türünün kapsamı içindedir. Görsel/uzamsal zeka türünde gelişmiş insanlar, zihinlerinde resimler yaratır ve çizerler. Renkleri iyi kullanabilir, iyi harita okuyabilirler. Görsel sanatlarda üretim yapmaktan hoşlanırlar. 4- Matematiksel/Mantıksal Zeka : Bilimsel düşünme, objektif gözlem yapma, elde edilen verilerden sonuç çıkarma, yargıya varma ve hipotez kurma yeteneklerini içeren bu zeka türü, kavramları tanıma, sayılar ve geometrik şekiller gibi soyut sembollerle çalışma, bir bilginin parçaları arasında ilişki kurma ya da farklı bağıntıları fark etme kapasiteleri gerektirmektedir. Bu zeka türünde gelişmiş insanlar, matematiksel ve bilimsel konulardan hoşlanırlar ve benzer şeyleri eşleştirme, karışık şekillerden resimler çıkarmada, problem ve bulmaca çözmede başarılıdırlar.
5- Müziksel/ Ritmik Zeka : Bu zeka türü, tonal ve ritmik kavramları tanıma ve kullanma; Çevresel seslere, insan sesi ve müzik aletlerine karşı duyarlık kapasitelerinden sorumludur. Bu zeka türünde gelişmiş olan insanlar, müzik aleti çalmaktan, beste yapıp seslendirmekten hoşlanırlar. 6- Kişiler arası Zeka : Bu zeka türü, diğer insanlarla sözlü ve sözsüz iletişim kurma, gurup içinde işbirlikli çalışma yeteneklerini içerir, ruh halleri, huylar, yönelimler gibi insanlar arasındaki ilişki farklarını da ortaya koyar. Bu zeka türünde gelişmiş insanlar, kendilerini başkalarının yerine koyma ve onları anlayabilme, duygu düşünce ve inançları ile özdeşleşebilme becerilerine sahiptirler. Öğretmenler, danışmanlar, politikacılar, din görevlileri, psikiyatristler bu zeka türünde gelişmiş insanlardır.
7- İçsel Zeka : İnsanın, kendi duygularını, duygusal tepkilerinin derecesini, kendi biliş bilgisi sürecini tanıma, kendi öz benliğini anlama ve başkalarına ifade etme yetisidir. İnsanın kendi kişiliği, kendini aşma yeteneği içsel zekanın işleyen kısmıdır. Bu zeka türünde gelişmiş insanlar, başkalarının duygu ve düşüncelerini anlama, nesne ötesi konularda konsantre olma gibi konularda başarılıdırlar ve meditasyon yapmaktan hoşlanırlar. Gardner, bu zeka türünün çok özel olduğunu ve diğer zeka türlerinin tümünü kapsadığını savunmaktadır.
ZEKAYI GELİŞTİRMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER Gardner'a göre, " ...tüm çocuklar bu zeka türlerine çeşitli düzeylerde sahip olarak doğarlar, bu zeka türlerinden bazılarına daha çok eğilimleri olabilir herkes bu zeka türlerinde sahip oldukları potansiyellerini geliştirebilir ( Gardner, N. ve Walters, J. M.,1985 ). Her insan sahip olduğu zeka türlerini çeşitli yöntemlerle geliştirebilir. 1. Bedensel/Devin duyusal zekayı geliştirmek için Dramatik bir oyunda görev alın, bir fikir, düşünce veya duyguyla ilgili bir rol yapın. Güncel olayları ya da modern buluşları inceleyerek mimiklerle anlatın (sessiz film oynamak gibi). Fiziksel etkinlik ve fazla hareket gerektiren, yarışma olmayan bir oyunoynayın, örneğin, düşündüklerini el, kol hareketleriyle:ifade eden bir gurup içindeki insanların isimlerini öğrenin. Halk dansı, koşma, yüzme ve yürüme gibi fiziksel aktivitelere katılın. Ruh halinizi değiştirmek ya da karşılaştırmak için farklı yollardan yürümeyi deneyin. Vücudunuzun bildiklerini ve fonksiyonlarının neler olduğunu daha da iyi anlamak için her gün yaptığınız ve fiziksel güç gerektiren kar küreme, çim biçme, bulaşık yıkama, aracınızı park etme gibi işlerde dikkatlice kendinizi gözleyin.
2.Sözel Dilsel zekayı geliştirmek için Hoşlandığınız bir hikayeyi okuyun ve hikayenin sonunu kendiniz getirin. Başkalarının fikirlerini dinleyin ve onlarla bir tartışmaya girin. Her gün, yeni ve ilginç bir kelimenin anlamını öğrenin ve onu kullanmaya çalışın. Sizi en çok ilgilendiren ve heyecanlandıran bir konuda, bir söylev verin. Bir dergiye abone olun ya da günlük olaylarla ilgili izlenimlerinizi bir günlüğe yazın.
3. Görsel/Uzamsal zekayı geliştirmek için Fikir veya düşüncelerinizi ifade etmek için "estetik araçlar" la (boya, kil, renkli ve keçeli kalemler gibi) çalışın. Örneğin 21. yüzyılın neye benzeyeceği hakkındaki düşüncelerinizi bu araçlarla anlatın:
Bilerek düş kurun; örneğin hayaliniz, ideal bir tatil yeri ve oranın olabildiğince görsel detaylarıyla ilgili olmalıdır.
Hayal gücünüzü artıracak çalışmalar yapın; kendinizi tarihin farklı bir döneminde hayal edin ya da kahramanınızla hayali bir sohbet yapın.
Fikir veya düşüncelerinizi başkalarına anlatmak için resim, maket, grafik ya da bir poster yapımı gibi çeşitli tasarım becerilerini kullanın.
4. Matematiksel/Mantıksal zekayı geliştirmek için Hobinizin 4 ana noktasını belirleyin ve bu ana noktaların her biri altında 4 a!t başlık ve bu alt başlıkların her birinin altında da 4 alt nokta daha oluşturun. İki nesneyi kıyaslama ve karşılaştırma yoluyla çözümsel düşünme egzersizleri yapın. Örneğin bir daktilo ve bilgisayarın kendine özgü 4 özelliğini ve sonra da bu iki nesnenin ortak 4 özelliğini bulun.
Genelde saçma olduğu düşünülen bazı konularda; gerekçeleri ile ikna edici bir açıklama yapın. Örneğin; futbolu basketbol topuyla oymamanın yararları, vb.
"Bilimsel yöntem" kullanımı gerektiren bir projede yer alın. Eğer bir aşçı değilseniz yemek yapmaya, tarifin en başından başlayın.
5. Müziksel Ritmik zekayı geliştirmek için Ruh halinizi düzeltecek farklı türde müzikler dinleyin; örneğin, stresli bir durumda ya da sınav gibi korku yaratan durumlar öncesinde gevşemek için, enstrümantal müzik çalın.
Duygularınızı anlatmak için duşta bile şarkı söyleyin. Güncel bir melodi kullanın ve ailenizle ilgili basit bir şarkı besteleyin. Mırıldanarak, kafanızın içinde değişik titreşimler oluşturun; örneğin, her seferinde ünlü harflerden birini değişik yükseklikte ve kalınlıkta kullanın.
Doğadan farklı sesler içeren kasetler çalın (deniz dalgaları, bir şelale, rüzgar, kar fırtınası ve hayvan sesleri gibi). Kendinize doğanın örüntüsünden ve ritminden ne öğrenebileceğinizi sorun.
6. Kişiler arası zekayı geliştirmek için Başarıyla tamamlanması gereken bir proje için farklı görevdeki güvenilir insanlarla bir araya gelin (takım aktivitesi ya da komite çalışması gibi). Bir başkasını derinden ve olduğu gibi dinleme çalışması yapın. Konuşan birini dinlerken genellikle "aklı kurcalayan" düşüncelere engel olun ve sadece bir noktaya, "onların ne dediğine dikkat edin. Bir kimsenin mimiklerinden, sözsüz ipuçlarından onun ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışın ve daha sonra tahmininizin doğruluğunu kontrol edin. Herhangi biriyle konuşmadan iletişim kurmak için farklı yollar bulun. Örneğin yüz ifadeleriyle, vücut şekilleriyle, jestlerle ve seslerle.
7. İçsel Zekayı geliştirmek için Rutin bir aktivite sırasında yoğun dikkat göstermeye çalışın. Bu, olup biten her şeyin farkında olmaktır. Örneğin düşünceler, duygular, hareket değişiklikleri ve ruhsal durumlar.
Eğer tarafsız olabiliyorsanız, dışarıdan bir gözlemci gibi duygu, düşünce ruh halinizi izlemeye çalışın. Belirsiz durumları, bilinen örneklere uydurmaya çalışın. Örneğin '"kızgınlık durumu", "şakacılık durumu", "korku durumu"'.
Problem çözme stratejileri ve çözümsel düşünme süreci gibi durumlardaki çeşitli düşünme stratejilerinde taraflısı olun. "Ben kimim" sorusuna 25 kelimeyle ya da daha kısa bir cevap yazın. Sizi tatmin edene kadar üzerinde çalışmaya devam edin. Bir hafta süreyle her gün yeniden gözden geçirin ve gerekli olduğunu düşündüğünüz düzeltmeleri yapın.
Kaynak: http://adana.meb.gov.tr/sayfalar/cokluzeka2.htm
Kaynak: Hatice BAL
HİE/ Eğitim Teknolojisi Formatörleri Kursu
07-18 Haziran1999 - İZMİR
17/10/2007
Hz. Muhammed'in 40 öğretim usulü |
Hz. Muhammed, evrensel bir eğitim-öğretim sistemi getirmiş ve bütün kalpleri, bütün ruhları, bütün akılları, bütün nefisleri ideal ufka yükseltecek bir mesaj sunmuştur. Sadece O’nun getirdiği sistemdir ki hem ruhu, hem aklı hem de nefsi, yükselebilecek en son noktaya ulaştırmıştır.
Efendimizin 1. Efendimiz, söylediği hakikatleri bizzat yaşayarak hayatıyla göstermiştir. 2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavaş yavaş, basamak basamak) bir sistemle öğretmiştir. 3. Öğretmede orta yolda durmaya ve insanları bıktırmaktan uzak durmaya riayet etmiştir. 4. Öğrenenler arasındaki kişisel farklılıkları göz önünde bulundurmuştur. 5. Karşılıklı konuşma ve soru-cevap şeklini kullanmıştır. 6. Yanlış düşünceyi söküp atmak ve gerçek doğru bilgiyi net bir şekilde muhatabın kafasına yerleştirmek için aklî ölçüleri kullanmıştır. 7. Muhataplarına soru yöneltmiş, böylece onların zeka ve bilgi seviyelerini ölçmüştür. 8. Mukayese ve örneklendirme metodunu kullanmıştır. 9. Benzetme ve halk arasında yaygın olarak kullanılan örnekleri kullanmıştır. 10. Anlattığı hususu, elinde herhangi bir şey ile yere ve toprağa çizerek bizzat göstermiştir. 11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmış ve el ile işaretlerde bulunmuştur. 12. Önemine binaen, halin mümkün kıldığı bir nesneyi bizzat eline almış, eliyle kaldırmış ve arkasından söyleyeceği hususu söylemiştir. 13. Muhataplarından bir soru gelmeden söze önce kendileri başlamıştır. 14. Muhatabının sorusuna eksik ve fazla olmadan cevap vermiştir. 15. Muhatabının sorusuna, onun ihtiyacına binaen sorduğundan daha fazlasıyla cevap vermiştir. 16. Muhatabını, güzel bir hikmete binaen, sorduğu sorudan daha önemli bir hususa yönlendirdiği de olmuştur. 17. Soru soranın sorduğu soruyu tekrarlamasını istemiştir. 18. Muhatabın aldığı cevabı tekrar etmesini istemiştir. Böylece cevap unutulmayacaktır. 19. Bildiği bir husustan dolayı kişiyi imtihan etmiştir ki bununla doğru cevap vereceği için kişiyi sena etmek, övmek istemiştir. 20. Önünde olan bir olaya karşı susma yolunu tercih etmiştir. 21. Öğretme esnasında meydana gelebilecek imkan ve fırsatları değerlendirmiştir. 22. Latife ve şaka yoluyla öğretmeyi tercih etmiştir. 23. Öğrettiği hususu yeminle tekit etmiş perçinlemiştir. 24. Öğretilen hususun önemine binaen sözü üç kere tekrar etmiştir. 25. Konunun önemini oturuşunu ve duruşunu değiştirerek ve sözü tekrar ederek göstermiştir. 26. Cevabı geciktirerek muhatabın sorusunu tekrar etmesini sağlayarak onu uyarmıştır. 27. Muhatabı intibaha sevk etmek için, onu omzundan veya elinden tutmuştur. 28. Muhatabı teşvik için veya onu sıkıntıya sokacak bir durumdan dolayı, bazı hususların gizli kalmasını yeğlemiştir. 29. Söyleyeceği hususun hafızalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kısa ve öz bir şekilde ifade etmiş, daha sonra ise ayrıntılarına geçmiştir. 30. Cevabın birkaç madde ile verileceği durumlarda önce cevabın kaç maddeden oluştuğunu bildirmek için sayıyı söylemiş daha sonra saymıştır. 31. Va’z etme, nasihat etme ve öğüt verme metodunu kullanmıştır. 32. İnsanların şevklerini kamçılama veya neticesi elem verici hususlardan şiddetle uzaklaştırma (Tergib ve terhib) metodunu kullanmıştır. 33. Kıssa ve geçmiş ümmetlere ve insanlara dair haberlerle öğretme metodunu uygulamıştır. 34. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda önce nazik bir hazırlık süreci hazırlamış ve soruyu öyle cevaplandırmıştır. 35. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda üstü kapalı olarak kinaye yoluyla ve işaret ederek yetinmiştir. 36. Kadınlara öğretmeyi ve nasihat etmeyi de asla ihmal etmemiştir. 37. Halin gerektirdiği durumlarda öğretme hususunda azarlayıp paylamayı (ta’nif) ve kızmayı (gadab) da ihmal etmemiştir. Ne var ki onun paylaması ve kızması da merhamet yörüngesinde ve ümmetinin selameti için olmuştur. 38. Talim ve tebliğde, kitabeti (yazma metodunu) da kullanmıştır. 39. Yabancı dilleri (mesela Süryaniceyi) öğrenmesi için bazı sahabeleri görevlendirmiştir ki bu husus da günümüzde dünyanın dört bir tarafında İslam’ın güzelliklerini öğrenmek isteyenlere karşı yapılacak vazifenin çok önemli bir basamağını teşkil etmektedir. 40. Bizzat kendi mübarek zatıyla talimde bulunmuştur.
Milli Gazete |
17/10/2007
Hz. Muhammed’in (Sav) Eğitim Sisteminde Çoklu Zekâ Uygulamaları |
HZ. MUHAMMED’İN (SAV) EĞİTİM SİSTEMİNDE ÇOKLU ZEKÂ UYGULAMALARI
DUYGU KAÇARANOĞLU
Peygamberler, Allah (c.c) tarafından kendisine gönderilen bilgiyi insanlara bildiren ve öğreten kimselerdir. Bu anlamda, her peygamberin asıl görevinin eğitimcilik olduğunu söyleyebiliriz. Hz. Muhammed (sav) görevinin eğitimcilik olduğunu "Ben ancak bir muallim olarak gönderildim" diyerek ifade etmiştir. Hz. Peygamber, sadece getirdiği mesaj ile değil bu mesajı insanlara anlatmak ve öğretmek için kullandığı eğitim metodu ile de çağımıza hitap etmektedir. Hz. Muhammed’in öğretim yönteminde bireysel farklılıklara göre hitap etme, uygulayarak, örneklendirerek anlatma, mukayese ve muhakeme yapma, neden sonuç ilişkisi kurma, mantıklı düşünme gibi özelliklerin ön plana çıktığını görmekteyiz.
Biz bu çalışmada, Hz. Muhammed’in (sav) bir eğitimci ve öğretici olarak kullandığı kendine özgü eğitim metodunu günümüzdeki eğitim sisteminde öne çıkan iki yaklaşıma göre örneklendirerek incelemeye çalışacağız.
Son yıllarda eğitim alanında yapılan bilimsel ve deneysel araştırmalarda iki kuram dikkati çekmektedir. Bunlardan biri, öğrenmenin nasıl gerçekleştiği konusundaki yapılandırmacı (constructivist approach) yaklaşım, diğeri ise insan zekâsını yeniden tanımlayan çoklu zekâ (multiple intelligence ) teorisidir. Bu iki teorinin ortak özelliği eğitimde bireysel farklılıkları ön plana çıkarmalarıdır. Çağımızda eğitim biliminin araştırmaları sonucu ortaya çıkan bu yaklaşımların Hz. Peygamberin eğitim sitemi ile uyuşuyor olması böyle bir araştırmanın ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Hz. Muhammed’in Eğitim Metodu Hz. Muhammed’in (sav) eğitim metodunu anlayabilmek için öncelikle şu soruları sormamız gerekir.
• Nasıl bir topluma gönderildi? • Bir eğitimci olarak hangi özelliklere sahipti? • Nasıl bir eğitim metodu kullandı?
Soruların cevabı bu makaleye sığmayacak kadar uzundur. Bu yüzden sorulara kısaca değinmekle yetineceğiz.
Nasıl bir topluma gönderildi? Hz. Muhammed, (sav) insanları İslam’a davet etmeden önce Arap Yarımadasında yaşayan toplumu kısaca şöyle değerlendirebiliriz. Arap toplumu, güçlünün zayıfı ezdiği her türlü ahlaksızlığın yaşandığı, kadınların bir eşya gibi alınıp satıldığı, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, can ve mal güvenliğinin olmadığı, putperestlik inancının yaygın olduğu, ahlaki özelliklerden yoksun bir toplumdu.
Hz. Muhammed, böyle bir toplumu 23 yıl gibi kısa bir zaman dilimi içinde dini, sosyal, siyasi, ahlaki açıdan değiştirerek büyük İslam medeniyetinin temellerini atmıştır. Bu değişim bir mucize ile değil Hz. Muhammed’in uyguladığı eğitim metodu ile gerçekleşmiştir.
Bir eğitimci olarak hangi özelliklere sahipti? Bir eğitim sisteminin başarılı olabilmesinde öğretmenin rolü çok büyüktür. Hz. Peygamber’in eğitim yönteminin başarılı olmasındaki en önemli faktörlerden biri de eğitimci olarak sahip olduğu özelliklerdir. Hz. Peygamber,(sav) yaşadığı toplumu her yönüyle çok iyi tanıyan ve toplumda çok iyi tanınan bir insandı. Herkesin güvendiği, saygı duyduğu, fikirlerine başvurduğu, güzel ahlakı ve yaşantısı ile insanlara örnek olan Hz. Peygamber’e toplumda el-Emin (güvenilir) adı verilmişti. Biz burada O’nun bir eğitimci olarak sahip olduğu özelliklerden bazılarını sıralamakla yetineceğiz.
Güvenilir Sabırlı Hoşgörülü Adaletli Anlayışlı Merhametli Kolaylaştırıcı Cesaretlendirici Tevazu sahibi
Nasıl bir eğitim metodu kullandı? Hz Muhammed’in (sav) eğitim metodunun sacayağı diyebileceğimiz en önemli özellikleri şunlardır.
• Kur’an-ı Kerimi vahiy yolu ile öğrendikten sonra öncelikle kendisi uygulayarak insanlara örnek oldu.
• Yaşadığı toplumu çok iyi tanıyan Hz. Muhammed (sav), öğreteceği bilgiyi insanların bireysel farklılıklarını dikkate alarak anlattı ve herkese anlayışına ve seviyesine uygun olarak hitap etti.
• İnsanlara öğrettiği yeni bilgileri, onların anlayacağı örnekler ve benzetmeler yaparak, geçmiş yaşantıları, duygu ve düşünceleri ile ilişkilendirerek anlamalarını ve hayatlarına geçirmelerini sağladı.
Hz. Peygamber’in eğitim metodunu genel hatları ile tanıdıktan sonra son yıllarda ülkemizin eğitim sisteminde de etkili olan çoklu zekâ teorisini tanıyalım.
Eğitimde Çoklu zekâ nedir? Çoklu zekâ teorisi, Harvard Üniversitesi eğitim Profesörlerinden olan Howard Gardner tarafından ortaya çıkarılmıştır. Gardner, beyninin belirli bir kısmı hasara uğramış felçli insanlar üzerinde yaptığı araştırma sonucunda, beynin hangi kısmı zarara uğramışsa o kısmının yeteneğini kaybettiğini ancak zarar görmeyen kısımların işlevlerini devam ettirebildiklerini gözlemlemiştir. Mesela; müziksel yeteneğini kaybeden insanların halen konuşabilmekte olduğuna tanık olmuştur. Bu durum Gardner’ın, insan beyninin farklı bölümlerden oluştuğunun ve her bir bölümün özel işlevlere sahip olduğu sonucuna ulaşmasını sağlamıştır. Bundan yola çıkan Gardner, insanların tek tip zekâya sahip ve zekânın doğuştan gelen sabit değişmez olduğu yönündeki inancın aksine, insanlarda birçok zekâ çeşidi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Gardner’ın tanımına göre zekâ;” yaşam boyu karşılaşılan farklı durumlarda problemleri çözme ve yeni ürünler ortaya çıkarma kapasitesidir. Zekâ değişen dünyada yaşamak ve değişimlere uyum sağlamak amacıyla her insanda kendine özgü bulunan yetenekler ve beceriler bütünüdür.”
Çoklu zekânın en önemli özelliği öğrenme sürecinde bireysel farklılıkları dikkate almasıdır. Nasıl ki her insanın kişiliği karakter yapısı farklı ise kendine ait özellikleri var ise herkesin beyin yapısı ve algılaması da farklıdır. Buna bağlı olarak öğrenme düzeyleri de farklıdır. Bu anlamda, belli bir içerik, konu veya ders farklı zekâ çeşitlerine göre anlatılmalıdır. Bunun için öğrenciyi tanımak ve nasıl anladığını bilmek çok önemlidir.
İnsanlarda sekiz tür zekâ olduğunu söyleyen Gardner, araştırmalarla daha başka zekâ türlerinin de ortaya çıkacağını savunmaktadır.
Howard Gardner’ın tanımladığı zekâ türleri:
Sözel – Dilsel Zekâ Mantıksal – Matematiksel Zekâ Görsel – Mekânsal Zekâ Bedensel – Kinestetik Zekâ Müziksel – Ritmik Zekâ Kişisel – İçsel Zekâ Kişilerarası – Sosyal Zekâ Doğa – Varoluşcu Zekâ
Bu zekâ çeşitlerinin hangi özelliklere sahip olduğunu açıkladıktan sonra Hz. Muhammed’in farklı zekâ çeşitlerine nasıl hitap ettiğini hadislerden örnekler vererek inceleyeceğiz.
SÖZEL-DİLSEL ZEKÂ: Kelimelerle düşünme, ifade etme, kelimelerdeki anlamları ve düzeni kavrayabilme gücüne sahip olma, ayrıca mizah, hikâye anlatma, mecazi anlatım ve benzetme yaparak dili etkin bir şekilde kullanma becerisidir.
Hz. Muhammed’in Sözel Zekâyı Kullanımı Hz. Peygamber (sav) çok düzgün, açık ve net konuşan bir insandı. Hitabet yeteneği kuvvetliydi ve bu özelliği ile karşısındaki insanları etkileme gücüne sahipti.
Kıssa anlatarak insanları uyarması Öğretilecek bir konuyu doğrudan anlatmak yerine kıssa ile örneklendirilerek anlatmak öğrencinin konuyu anlamasını kolaylaştırır. Sözel zekâya hitap eden bu yöntem Hz. Peygamber’in (sav) eğitim metodunda önemli bir yere sahiptir.
Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurdu: “Bir gün bir adam yolda yürürken şiddetle susamıştı, nihayet bir kuyu buldu oraya indi, su içip çıktı. O sırada bir köpek dilini çıkarıp soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalıyordu. Bunun üzerine o adam; “Bu köpek tıpkı benim gibi susamış” dedi ve hemen kuyuya indi. (Su kabı olmadığından) ayakkabısına su doldurdu ve onu ağzı ile tutarak kuyudan çıktı. Köpeğe su içirdi. Bundan dolayı Allah ondan razı oldu ve onun günahlarını bağışladı. Sahabeler: Ya Rasulallah; hayvanlarda da bizim için sevap var mı? diye sordular. Peygamberimiz: Her canlı yüzünden sevap vardır” buyurdu.
Benzetme yapması Hz. Muhammed (sav), anlattığı konunun önemini vurgulamak ve daha iyi anlaşılabilmesini sağlamak için dikkat çekici benzetmeler yapardı. Hz. peygamber şöyle buyurdu: “Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Telâ’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek: -Allahım! Sen benim kulumsun; ben de senin rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.”
Şaka ile öğretmesi Hz Peygamber (sav), öğretmek istediği bir konuyu mizah yolu ile de anlatmıştır. Şaka yaparken bir taraftan düşündürmeyi ve ders vermeyi de ihmal etmemiştir. Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimize gelerek: Ya Rasulullah! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?” dedi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Sen bilmiyor musun, ihtiyarlar cennete giremez.”deyince, kadın üzüntüsünden ağlamaklı hale geldi. Hz. Peygamber: ( gülerek) üzülme, sen yaşlı olarak değil bir genç kız olarak cennete gireceksin der.
MANTIKSAL-MATEMATİKSEL ZEKÂ: Sayılarla düşünme, karşılaştırma yapma, mantıksal ilişkiler kurma, bulmaca çözme, eleştirel düşünme, neden-sonuç ilişkisi kurma ve akıl yürütme becerisidir.
Hz. Muhammed (Sav) ‘in Mantıksal Zekâyı Kullanımı Hz. Peygamber’in öğretimde kullandığı en önemli metotlardan biri de soru sormaktır. Soru sormak, kişiyi muhakeme yapmaya, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaya ve araştırmaya yönlendirir. Diğer bir deyişle mantıksal düşünmeye zorlar. Hz. Muhammed’in öğretimde bu yönteme çok önem verdiğini görmekteyiz.
Bilmece Sorması Hz. Muhammed (sav) çevresindekilere şöyle bir soru sorar: Ağaçlardan bir ağaç vardır ki, bunun bereketi Müslüman’ın bereketi gibidir. Yaprakları düşmez, dökülüp yayılmaz. Rabbinin izniyle her mevsim meyve verir. Müslüman gibidir. Şimdi bana söyleyin bu ağaç nedir? Hz. Peygamber’in Müslümanların çok iyi tanıdıkları ve özelliklerini iyi bildikleri hurma ağacını Müslümanlara benzetmesi, karşılaştırma yapması insanları mantıksal düşünmeye ve muhakeme yapmaya zorlamaktadır.
Soru- Cevap Yöntemi Mekke'deki ilk ve en sıkıntılı yıllardır. Kendisine iman edenler, henüz bir avuçtur. Bu bir avuçtan bir tanesi de İmran’dır ki, babası Hüseyin Mekke'nin en akıllı, en iyi konuşan insanlarından biri kabul edilir. Oğlunun da Müslüman olduğunu duyunca onu bu kötülükten geri çevirmek ve Hz. Muhammed'i, tartışıp mat ederek başlattığı bölücülüğü(!) bitirmek için O'nun yanına gider ve sorar. Hüseyin: Nedir bu duyduklarımız! Bizim tanrılarımızı reddediyormuşsun. Oysa senin baban, deden ve ataların herkesle beraber bu tanrılara inanıyordu. Ve onlar akıllı, şerefli insanlardı. Hz Muhammed: Şimdilik senin atalarını da, benim atalarımı da bir kenara bırak, der ve devam eder "Sen kaç tanrıya inanıyorsun?" —Sekiz. —Bunların kaçı yerde kaçı gökte? — Yedisi yerde biri gökte ( Allah). — Sana bir musibet gelirse kime dua edip, yardım dilersin? — Göktekine. — Malın helak olursa, kime dua edersin? — Göktekine. — Rızkı kimden istersin? — Göktekinden. — Hastalanınca şifayı kimden beklersin? — Göktekinden. — Yalnız o senin duanı kabul ettiği halde diğerlerini ne diye ona ortak ediyorsun? Hüseyin, şaşırmıştır. Şimdiye kadar böyle bir kimse ile hiç konuşmamıştım, der. Hz. Muhammed (sav) son hamleyi yapar: — Hüseyin, Müslüman ol ki kurtulasın. Hz. Peygamber, sorduğu sorular ile Allah’ın birliğini ve putların ne kadar gereksiz olduğunu yine kişinin kendi verdiği cevaplarla bulmasını sağlamıştır. O, karşısındakini soruları ile yönlendirmiş ve mantıksal bir çıkarım yapmasını sağlamıştır.
Karşılaştırma Yapması Hz. Muhammed (sav) bir gün ashabına sorar: Ne dersiniz, birisinin kapısının önünde bir ırmak bulunsa ve burada her gün beş kere yıkansa, üzerinde kir ve pislik kalır mı? Ashap: Kirden ve pislikten hiçbir şey kalmaz. Hz. Muhammed(sav) : İşte suyun kiri temizlemesi gibi günde beş kez kılınan namazda Sizin günahlarınızı temizler”
Buraya kadar verdiğimiz tüm örneklerde Hz. Peygamber’in (sav) kitabi ifade kullanmaktan kaçındığını görmekteyiz. Mesela; Hz. Muhammed, namazın Allah’ın emri olduğunu mutlaka kılınması gerektiğini söylemek yerine muhatabının anlayacağı dilden konuşmuş onlara yaşadığı çevreden örnekler vermeyi tercih etmiştir. Bu yaklaşımı O’nun toplumda daha etkili olmasını sağlamıştır. GÖRSEL VE MEKÂNSAL ZEKÂ: Resimler, imgeler, şekiller ve çizgilerle düşünme, harita, tablo ve diyagramları anlayabilme muhakeme etme becerisidir. Hz. Muhammed (Sav) ‘in Görsel Zekâyı Kullanımı Öğretimde şekil, grafik, resim veya şemaların kullanılması öğrenilecek konunun hafızada kalıcı olmasını ve soyut kavramların daha iyi anlaşılmasını sağlar. Hz. Muhammed de öğreteceği bazı konuları şekil çizerek anlatmıştır.
Şekiller çizerek anlatması Hz. Peygamber (sav) bir gün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bunun ortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi... Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hattı işaret eden bir kısım küçük çizgiler attı. Resûlullah (sav) bu çizdiklerini şöyle açıkladı: – Şu çizgi insandır. Şu onu saran kare çizgisi de eceldir. Şu dışarı uzanan çizgi de onun emelidir. (Bu emel çizgisini kesen) şu küçük çizgiler de musibetlerdir. Bir musibet oku yolunu şaşırarak insana değemese bile, diğer biri değer. Bu da değmezse ecel oku değer.
Bir gün Hz. Muhammed bir çizgi çizer, sonra bu Allah’ın yoludur der. Sonra bunun sağına ve soluna çizgiler çizer ve şu açıklamayı yapar: Bunlar çeşitli yollardır. Her biri üzerinde (kötülüğe) davet eden şeytan vardır. Arkasından da şu ayeti okudu: “Şu emrettiğim yol benim dosdoğru yolumdur. Hep ona uyun. Başka yollara ve dinlere uyup gitmeyin ki sizi onun yolundan saptırıp parçalamasınlar.”
BEDENSEL-KİNESTETİK ZEKÂ: Hareketlerle, jest ve mimiklerle kendini ifade etme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkili bir biçimde kullanabilme becerisidir. Bu zekâya sahip insanlar söylenenden daha çok yapılanı anlarlar. Hz. Muhammed (Sav)’in Bedensel Zekâyı Kullanımı Beden dili insanlık tarihi açısından en eski iletişim aracıdır. Beden dili bir anlamda duygu ve düşüncelerimizin yansımasıdır. Hz. Peygamber konuşmalarında beden dili olarak ellerini, jest ve mimikleri kullanmaya özen göstermiştir. Ayrıca öğreteceği bazı şeyleri de uygulayarak anlatmıştır. Hz. Peygamber: “Mümin diğer bir mümin için birbirine kenetlenmiş duvar gibidir.” dedi.(Hz. Peygamber (sav) iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek bu kenetlenmeyi gösterdi). Rasulullah (sav): “Yetimi koruyan kimse ile ben cennette şu ikisi gibiyiz.” buyurdu ve aralarını biraz açarak işaret ve orta parmağını gösterdi. MÜZİKSEL - RİTMİK ZEKÂ: Sesler ve ritimlerle düşünme, faklı sesleri tanıma ve yeni sesler, ritimler üretme becerisidir. Hz. Muhammed (Sav) ‘in Müziksel Zekâyı Kullanımı Kur’an-ı Kerim edebî anlamda incelendiğinde de olağan üstü özellikler taşıdığı görülmektedir. Kur’an düz bir metin olmaktan uzak, içinde teşbihler, vecizeler, icazlar, istiareler, kıssaların bulunduğu bir kitaptır. Sözlerin birbiriyle uyumu, ahengi güzel sesle birleştirildiğinde ise insanları ruhen de etkilemektedir. Kuran’daki harflerin, kelimelerin ve cümlelerin seslendirilmesi esnasında ortaya çıkan, kulağa ve ruha hoş gelen, diğer söz türlerinde hiç rastlanmayan bir musiki vardır… Kur’an üslubunun büyüleyiciliğini, onun hem şiirin hem nesrin meziyetlerini bir araya toplayan emsalsiz nazmı teşkil eder.”
Hz Muhammed: "Kur'an-ı seslerinizle süsleyiniz." Buyurarak. Kur’an-ı Kerim’in Güzel sesle okunmasını tavsiye etmiştir. Bu da müziksel zekâ’ya sahip olan insanların Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlamalarına yol açacaktır.
Hz. Peygamber yalnız Kur’an’ın değil insanları her gün beş kere namaza davet eden ezanın da güzel sesle okunmasını istemiş ve bu yüzden güzel sesli olan Bilal Habeşi’nin ezan okumasını istemiştir.
DOĞACI ZEKÂ: Doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerine düşünme becerisidir.
Hz. Muhammed (Sav) ‘in Doğacı Zekâyı Kullanımı Hz. Muhammed (sav) doğa ile iç içe olan Arap toplumuna öğreteceği birçok bilgiyi yaşadıkları çevre ile örneklendirerek anlatmaktadır. Bu anlamda Hz. Muhammed’in doğacı zekâyı çok sık kullandığını görmekteyiz. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: Kur'an'ı okuyan ve gereğini olduğu gibi tatbik eden mümin, kokusu hoş, tadı güzel turunç meyvesi gibidir. Kur'an okumayan, fakat gereğini tatbik eden mümin, tadı olan ve fakat kokusu bulunmayan hurmaya benzer. Kur'an okuyan, fakat gereğini tatbik etmeyen münafık da, sadece kokusu hoş olan fesleğen gibidir. Kur'an okumayan münafık da, tadı acı ve kokusu çirkin Ebû Cehil karpuzuna benzer. Buraya kadar verdiğimiz birçok örnekte Hz. Muhammed’in doğacı zekayı ne kadar çok kullanıldığını görmekteyiz. KİŞİLER ARASI - SOSYAL ZEKÂ: Grup içerisinde işbirlikçi çalışma, sözel ve sözsüz iletişim kurma, insanların duygu, düşünce ve davranışlarını anlama, paylaşma, ifade edebilme, yorumlama ve insanları ikna edebilme becerisidir. Muhammed (Sav) ‘in Sosyal Zekâyı Kullanımı Hz. Muhammed’in (sav) en çok kullandığı zekâ çeşitlerinden birisi sosyal zekâdır. O, “Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mümin) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olmaz.” Diyerek diğergam olmadıkça müminlerin gerçek anlamda iman etmiş olmayacaklarını belirtmiş diğer bir deyişle bencilliğin imana engel olduğunu söylemiştir. Böylece içinde bulunduğu topluma kardeşliği, bir arada yaşamayı ve paylaşmayı öğretmiştir.
Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Bütün müminler, birbirini sevmede, birbirine acımada ve birbirine şefkat göstermede bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvları da ona ortak olur.” .
Hz. Muhammed ashabı ile bir yolculuktadır. Yemek için mola verilir. Arkadaşlarının her biri bir görev üstlenir. Hz. Muhammed: “Ben de ateş için odun toplayayım der”. Arkadaşları engel olmak isterler. Ey Allah’ın Elçisi! Siz dinlenin biz o işi de görürüz. Hz. Muhammed bütün ciddiyeti ile cevaplar: Gerçekten bunu isteyerek yapacağınızı biliyorum. Ancak ben bir toplum içinde ayrıcalıklı olmaktan hoşlanmam. Bunu Allah da sevmez. Ve odunları toplamaya koyulur.
KİŞİSEL-İÇSEL ZEKÂ: İnsanın kendi duygularını, duygusal tepki derecesini, düşünme sürecini tanıma, kendini değerlendirebilme ve kendisiyle ilgili hedefler oluşturabilme becerisidir.
Muhammed (Sav) ‘in Kişisel-İçsel Zekâyı Kullanımı
Müslümanlardan bir genç Hz. Peygamberin huzuruna çıktı ve "Ey Allah'ın elçisi! Zina etmeme izin ver". dedi. Sahabiler onu: Sus! Sus! Diye azarladılar. Hz. Muhammed o delikanlıya: —Şöyle gel diye yanına çağırdı. Delikanlı yanına gelip oturdu. Peygamberimiz onunla konuşmaya başladı: —Söyle bakalım. İstediğin şeyi başkalarının annenle yapmalarına razı olur musun? —Hayır olmam. —Zaten kimse hiç kimse annesiyle zina edilmesine razı olmaz. Peki, Kızınla zina edilmesin ister misin? —Hayır istemem. —Öyleyse hiç kimse kızıyla zina edilmesini istemez. Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesini ister misin? —Hayır istemem. —Hiçbir kimse kız kardeşiyle zina edilmesini istemez. Peki, halanla zina edilmesi seni memnun eder mi? —Hayır, kesinlikle. — Halasıyla zina edilmesi hiç kimseyi memnun etmez. Peki, birinin teyzenle zina etmesine razı olur musun? —Hayır, buna da razı olmam. —Teyzesiyle zina edilmesine kimse razı olmaz. Bu konuşmadan sonra Resul-u Ekrem elini delikanlının omzuna koydu ve: -Allahım! Bunun günahını bağışla! Kalbini temizle! İffetini koru!" diye dua etti. O günden sonra bu delikanlı öyle şeylerle ilgilenmedi . Hz. Peygamber (sav), genç delikanlıya zinanın Kuran’daki hükmünü anlatabilir ve onu korkutabilirdi. Ama Hz. Muhammed bunu yapmak yerine gencin duygularına seslenip, yapmak istediği şeyin yanlışlığını kişisel zekâyı kullanarak ona öğretmiştir. Öncelikle sorular sorarak gence muhakeme yaptırmış, daha sonra empati kurmayı öğreterek başkalarının duygularını da anlamasını sağlamıştır. Buraya kadar verdiğimiz örneklerde Hz. Muhammed’in (sav) bir hadiste birçok zekâ çeşidini bir arada kullandığını görmekteyiz. Özellikle doğacı zekâ, matematiksel zekâ, sözel ve sosyal zekânın birçok hadiste bir arada kullanılması Hz. Muhammed’in bireysel farklılıklara ne kadar önem verdiğinin bir göstergesidir. İnsanlığa her açıdan örnek olan peygamberimizin eğitimcilik yönü ve eğitim metodu VII. yüzyıldan çağımıza ışık tutmaktadır. Hz. Muhammed’in eğitim metodunun başarısı, eğittiği toplumda kısa sürede yaptığı köklü değişikliklerle kanıtlanmıştır. Bu metodun temel özelliklerini; Rasulullah’ın (sav) İslâm'ı sadece teorik olarak öğretmekle yetinmeyip aynı zamanda hayatın bütün safhalarında ne şekilde uygulanacağını kendi davranışları ile göstermesi, sözleri ile davranışları arasındaki uygunluk ve eğittiği kişilerin bireysel farklılıklarını, kabiliyet ve kapasitelerini dikkate alarak öğretmesi olarak özetleyebiliriz. Bu yöntem, insanların İslam’ı daha iyi anlamalarını ve öğrenip uygulamalarını sağlamıştır. Günümüz eğitiminde etkili olan çoklu zekâ teorisi ile de uyumlu olan bu metot, sadece Hz. Peygamber’in (sav) çağının ötesine hitap ettiğini göstermekle kalmamalı, özellikle din eğitiminde kullanılmalıdır.
Gönderen:Duygu KAÇARANOĞLU |
| |
::
|
|
İNTERNET HABER |
|
|
|
|
| |
|
|
|
Konu: <%CommentTitle%>
<%CommentBody%>
Bağlantı » Düzenle » Sil